[ google-site-verification: google096b424537a64561.html googlecb521646d1f4a805.html] google-site-verification: google096b424537a64561.html
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pkemal?ref=tn_tnmn
Kemalettin Şanlı / GEZİ YORUM > Backpacking > Tours Biking > Trekking                                                                                                             Backpacking - Trekking - Tours Biking       
BİSİKLET TURLARIM

Bisikletle İRAN TURU-2 (.. Km)


Bisikletle İRAN TURU-2 (.. Km)

İsfahan,Varzaneh,Abarkuh,Madar Soleyman (Pasargaade Antik Şehir),Persepolis Antik Şehri,Şiraz,Atashkadeh (Khashkai Türkleri Yerleşimi) Kish Adası,Qeshm Adası,Hormuz Adası,Bandar Abbas,Bam,Kerman,Meşhed,Neyshabur (Ömer Hayyam Mezarı) ve Sebzevar...


Geçen yıl yaptığım bisiklet turumda Gürcistan'ın başkenti Tiflis'den başlayarak Ermenistan'ı geçmiş ve oradan İran'a girmiştim. Bu turum Yezd şehrinde son bulmuştu. Şu andaki hedefim, ilk turumun devamı niteliğinde kaldığım yerden başlayarak önce ülkenin güneyine inmek ve Basra'daki önemli üç adayı ziyeret edip  tekrar kuzeye Meşhed'e kadar pedallamak...



İZMİR (Adnan Menderes Havaalanı)
22 Şubat 2018 

Pegasus Havayolları ülkemizde belkide hakkında en fazla olumsuz yorum yapılan firma... Bilet satışından uçuşa kadar bazı olumsuzluklara rağmen yine de tercih etmekten vazgeçemiyorum.

Biletimi en az iki ay önce aldım. Tahran'a İzmir'den İstanbul aktarmalı uçacağım.Piyasa fiyatlarına bakıldığında  45€ karşılığında erken bilet edinerek Tahran'a uçmak harika bir avantaj gibi görünüyor.Hal böyle iken biz bisikletli gezginlerin bagaj ücretleri konusunda extra ödeme yapmak gibi bir dezavantajımızın olduğunu hatırlatmak isterim.

Uçak şirketlerinin bagaj politikalarına göre genel olarak talep ettikleri extra bisiklet taşıma ücretleri yurt dışı uşuçlarda 30-40€ civarındadır. Pegasus'un aldığı ek ücret direkt veya aktarmalı olduğuna bakılmaksızın 30€ ile başlayıp yıllar içinde 40 €'ya kadar yükseltilmişti.

Adamlar hergün başka başka söğüşleme metodu icat ediyorlar. Bugün karşılaştığım yeni yontulmuş kazık ile maalesef 47€ ödemek zorunda bırakıldım. Artık yurt dışına aktarmalı uçuşlar için iç hatlardaki mesafeyi dikklate alıp bir extra ücret daha talep ediyorlarmış.O da kırk eurodan sonra artı yedi euro... Kısacası firmanın önceden bildirmeyerek başlattığı bu benzersiz uygulama ile ilk kez karşılaşıp hesap dışı para ödemek motivasyonumu bozuyor.

Stres sadece parasal olma boyutunu da aştı. Bir saatlik rotar ile karşılaştık. Nihayet gecikmeli de olsa uçağa alınmış olduğumuza sevinirken pist başında dakikalarca kalkış sırası bekledik. İstanbul-Tahran uçağına yetişmek için zaman daraldıkça stres tavan yapmaya devam etti.

Peşime takılan bir iranlı arkadaşımız var. O da Almanya'dan İzmir-İstanbul-Tahran şeklinde iki aktarmalı uçuş bileti olan bir yolcu... Uçak İstanbul'a indiğinde herkesten önce kapıya ilerlemek için yoğun çaba harcıyoruz. Dış hatlarda bizi bekleyen Tahran uçağına koşturmaktayız. Saate bakıyorum, sadece sekiz dakikamız var. Düştüğümüz duruma lanet okuyarak verdiğimiz koşturmaca mücedelesinin ardından nihayet son yolcular olarak uçağa yetiştik.

Tahran-İsfahan 
23 Şubat,2018

Tıka-basa dolu bir uçak... Rahatsız bir yolculuk. Kendimi halk otobüsünde hissediyorum. 

Gece yarısı Tahran'a indik. Kapı önünde bekleyen korsan taksicimiz ile kocaman bir kutu içindeki bisikletim ve yanındaki çantalarımı yükleme işini tamamlıyoruz... Araba oldukça külüstür. Tavan bagajının montajı pek de güvenli değil, ama -ben de aynı kültürün mensubu olduğum için- tasalanmadan Allah'a emanet gideceğiz.

Havaalanı ile Azadi Meydanı arasındaki mesafe neredeyse altmış kilometre kadar. Şöförle 75 Tomana anlaştık. Bu yirmi dolar civarında bir meblağ eder. Bagajlarımı beklerken görevli memurlara sorarak ortalama fiyatın 60-70 Toman olduğunu öğrenmiştim. Yani taksi fiyatlarının güncel durmunu teyit ettirdim.  İran'a 2008 yılında ilk kez gelmiştim. Trenle gelip uçakla döndüm. Şehir merkezinden havaalanına 10$ ödediğimi hatırlıyorum. 
  
İsfahan'a gitmek için şehir merkezindeki otobüs terminalleri yerine şehir dışında yolcu aldıkları bir noktadan binebilirim. Tahran'a yaklaştığımızda bunu düşündüm. İsfehan otobüsü zaten tekrar bu yoldan geçerek güneye doğru devam edecek...

Bir kaç yerde sorup iyice emin olduktan sonra Tahran'ın merkezine yirmi kilometre kala durduk. Yol kenarındaki geniş bekleme alanında iki tane otobüs vardı. Birinin İsfehan'a gittiğini öğrendik. Çok eski model muhtemelen korsan çalışyor.  Ama şehre gitsem gecenin yarısında hareket eden bir otobüs bulabilecek miyim acaba?  Gözümü karartıp bindim. Fiyat sorarsanız, yirmi Toman. Yani 5€ bile değil. Bedava gibi...

Sabah saat on civarında Esfehan'a vardık. Yol beş-altı saat kadar sürdü. Hiç gözümü açmadan deliksiz uyumuşum.

Terminalin kapısına yakın bir yerde indirildik. Derhal bisikletimin montajını tamaladım. Hava güzel. Hiç yorgunluk belirtisi hissetmiyorum. 

İran'da trafik malum. Asla şikayet etmek yok. Ne istediğini biliyorsan artılarla eksileri -yani olumlu ile olumsuzları- kantara vurduğunuzda  ortaya mutluluk çıkıyor . 
Geçen yıl bu şehirden geçerek Yezd'e ulaşmıştım. Yani görüp tanıdığım bir yer. Yine de ilk kez gelmilşçesine keyif alıyor akşama kadar şehrin altını üstüne getiriyorum.

Bugün otobüsten iner inmez yola devam edebilirdim, ama kampgazı ocağıma tüp almam gerekiyordu. Cuma tatilinde olduğumuz için satış yerlerinin çoğu kapalı. Bu işi başka şehire bırakmam da mantıklı değil. İran'da adım başı kamp gazocağı için kartuş bulmanın mümkün olamayacağını tahmin edersiniz. Dolayısıyla geceyi bu şehirde geçirdikten sonra yarın sabah internet ortamından önceden tesbit ettiğim outdoor ürünler satan dükkana uğramam gerekiyor.

MapsMe üzerinde gördüğüm bir misafir parkına gidip geceyi orada geçiriyorum. Burası şehrin kuzeyindeki onlarca dönüm arazi üzerine kurulu " Fadak Garden " Park...

Konum: 27.661527,54.183655

Sürüş toplamı: 45 km


Varzaneh 

24-25 Şubat

Dün gece park çalışanlarının şantiye olarak kullandığı bir odada sobanın başında çaya davet edildim. Çok yorgundum ama bu emekçi insanların hatırını kırmak olmazdı. Yarı türkçe yarı farsça ortak kelimeler bularak biraz da vücut dillerimizi katıp muhabbet etmeye çalıştık. Soba sıcaktan kızarmıştı. Yemeğin üzerine iyice  mayışınca yol yorgunluğumu bahane ederek çadırıma döndüm. Hemen uyumuşum.

Sabah saat dokuzda yola çıkıp şehrin güney çıkışına yakın bir yerdeki outdoor mağazasına (Sis Hunting Store) geldim. Açılış saati için biraz beklemek zorunda kaldım, ama hiç değilse ihtiyacımı gördüm diye sevinmeliyim. Avrupa üretimi yarım litrelik gaz tüpüne bizim ülkemizdeki fiyatın sadece bir dolar üzerinde bir ödeme yaptım. Oysaki ben daha pahalı olabileceğini düşünmüştüm.

Güne geç başlamış olmama rağmen yirmi kilometreye yakın bir sürüşle Ajbeh (Ejiye) kasabasına geldiğimde havanın kararmasına bir-iki saat kalmıştı. Yolda iki macera yaşadım. Biri polislerin beni çevirip uzun süre sırf muhabbet olsun diye tutmaları... Diğeri ise içinde tatlı serserilerin olduğu bir aracın ısrarlı kornası ile durdurulmam.

İlk olay sıkıcıydı. Bir de muhabbet politik sorulara dayanınca dikkatli olmak gerekiyor. Molla rejiminin polislerine laik Türkiye yönetimini övmek nasıl kolay olabilir ki? 

İkinci macerada araçtan inenlerin hafif alkollü olmaları beni başta biraz tedirgin etmişti.İran'da böyle aşikar içki içip bir de trafiğe çıkmak riskinden kormayan bu adamların tek istedikleri şeyin batılı bir turistle muhabbet edebilmek olduğunu anlayınca rahatladım.Zaten İran'da asla kötü bir sürprizle karşılaşacağımı artık hiç düşünmüyorum.

Türk olduğum öğrenilince muhabbet bizi daha çok ortak noktalarda buluşturuyor.Bir tanesinin  yarı hakim olduğu ingilizcesiyle arada kahkahalara boğuluyoruz. Konumuz şarap içenlerin ahirette de bulup bulamayacakları üzerineydi. Bu arada hurileri de unutmadık. Sonra gerçek dünyaya döndük ve sıra en önemli noktaya geldi.

Adamlara, kafalar eşit olmadığı için yapılan espirilerde aynı frekansı yakalayamadığımı söyledim. İkramda geç kaldıklarını hatırlayıp hemen bir pet şişede ev yapımı kırmızı şarap hediye ettiler. Bayağı yoğun, cam gibi parlak, durulmuş bir görünümü vardı. Bir kaç saat pedal çevirmem gerektiğini bahane ederek daha sonra içmek üzere şişeyi çantaya koydum ve teşekkürle ayrıldım. Önümde daha yol var. Karşılaşacağım insanların karşısında ağızım içki koksun istemem. Başıma dert açmaktan korkmalıyım. 

Ajbeh'de görülmesi gereken Güvercin Kuleleri (Pigeon Tower) var. Yolun yakınındaki patikadan kulelere yaklaşıp turistik ziyaretimi yerine getirdim. Kuleler özel olarak kuş gübresi üretmek amacı ile yapılmış. Çok eski yıllara dayanan bu akıllı buluş karşısında İran'ın muhteşem tarihine bir kez daha saygı duyuyorum. Sizin de araştırmanızı tavsiye ederim.

Varzaneh'e ulaşmak için önümde yirmibeş kilometre kadar yolum var. Belki hava biraz kararabilir gibi görünüyor. Sıkıntı değil. Nasıl olsa mustakil girişli, tuvaleti ve banyosu içinde olan sıcak bir oda beni bekliyor.

İran'da visa kartı ve diğer bankacılık işlemleri dünya ülkelerine direkt entegreli değil. Sedece kendi ülke içinde geçerli olan sistemde kart kullanabilirsiniz. Yani halkın elinde banka hesap veya maaş kartları var. Bunlar tahminimce taksit sağlayan kartlar değil, nakit kullanılan debit kartlar. Eğer isterseniz ülkedeki bir bankaya üzerinizdeki nakit paranızı yatırıp bu parayı kullanmak üzere cebinize bir banka kartı koyabilirsiniz. Bu sayede nakit taşımaktan kurtulursunuz belki, ama paranızı baştan bozdurmuş olacağınız için piyasalarda her gün yükselen döviz artışından yararlanamazsınız...

Visa kartı konusunu anlatırken, asıl değinmek istediğim şey hotel rezervasyonları ile igili. Dünyaya açık kart kullanımı sağlayacak ağ sistemi olmadığı için internet üzerinden garantili bir rezervasyon yapabilme şansınız yok... Durum böyle olduğundan internet ortamında bulduğunuz yerlerle yazışarak karşılıklı güven esasına dayalı bir rezervasyon gerçekleştirebilmeniz mümkün.Biraz sörf yaparak çaba sarfederseniz mutlaka birilerini bulursunuz. Ucuz konaklama sunan "hotelsiniran.com"  yararlanabileceğiniz İran tabanlı sitelerden biri...

İran'ın ucuz ve ücretsiz konaklama için çok uygun ülke olduğunu tekrarlamak isterim. Herşeyden önce warmshowers ve couchsurfing  gibi karşılıklı misafirlik sitelerine üye olup, bunlar üzerinden davetler alabilirsiniz. İran insanı çok fazlasıyla misafirperverdir. Kırsal yerleşimlerde bu içtenlik dolu misafirperlik daha da ileri boyutlardadır. Köylüler çadır kurduğunuzu gördüğünde sizi ısrarla evlerine davet ederlerse hiç şaşırmayın...

İran'da ücretsiz konaklama ile ilgili bir tiyo daha vereyim; misafir parkları...Yüzde seksenlik bir garanti ile ülkenin her yerleşiminde gelen misafirlerin çadır kurabilecekleri parklar var. Bunlar genellikle yakın bir tuvaleti olan kamelyalar altında sizi güvenle konuk ediyorlar. Şehir halkına sorarsanız size yerini tarif edeceklerdir.

Varzaneh kasabasına girişte yakılmış ateşlerin başında yaklaşık yüz kişilik bir kalabalık gördüm. Tabi ki bu saatte batılı bir turistle karşılaşmak onlar için şaşırtıcı oluyor. Devet ediyorlar. Hava karardı, kararacak... Ruhumuzda maceracılık var; zaten onun peşinde değil miyiz? Geç kalmama aldırmadan daldım aralarına... Tabi bu arkadaşlar bendeki görütüyü Avrupalı algılıyorlar. Şöyle ortaya yüksek sesle tekmil verircesine bir " Selam aleyküm" çekip aralarına giriveriyorum. Türkiye'den olmam onları şaşırtıyor.

Devlet kuraklığa karşı önlem olarak baraj ve kuyulardaki suları tasarruflu kullanmak istiyor. Bu köylüler suyun kullanımında eşit davranılmadığına inanıyorlar. Traktörleriyle yatak yorgan gelmişler sulama kanallarının açılması için günlerdir yetkili ofisin kapısında yatıp kalkarak eylemde bulunuyorlar. Protesto eyleminin farsça karşılığı "itiraz" anlamına geliyor. Bize de farsçadan geçtiği malum. İtiraz var, diyorlar.

İki şamatacının sınırları zorlayan basit taşra şakaları başladı. 
Böyle kalabalık guruplar içinde bazen uygun olmayan davranışlarla karşılaşmanız mümkün.Tavsiyem stres yapmadan eğlenmeyi sürdürmeye çalışmanızdır. Durumu yönetemiyorsanız asla kötü bir intiba bırakmadan masum bir bahane bulup oradan sıyrılabilirsiniz. Müslüman ülkelerde ayrılırken kuracağınız cümle "esselam aleyküm" olabilir...

Konaklayacağım yerin adını verdiğim mobiletli bir genç aynı yöne gittiğini, peşine takılmamı söylüyor. Haritaya gerek olmadan Negar Traditional Guesthose'a varıp yerleşiyorum.

Güzel, temiz bir yer. Mevsim itibarı ile beş-altı kişi ancak kalıyor. Benden başka iki Avrupalı bisikletçi daha var. Onlarla tanışıyoruz. Türkiye'den geçmişler. Ballandırarak anlatıyorlar. Akıllarda kalan simit ve tahin helvası olmuş. 

Bu işletmenin fiyat politikasında açık olarak ilan etiği bisikletçi indirimi var. Şöyle bir parantez açmış: For the sake of our nature and the next generation, cyclist guests could have a private room with private bathroom with 40% discount! Just for 6€ (Bu rakam benim için 5€ idi) İki gecelik sadece 10€ ödedim.

                                              *   *   *

Dün gece kendi pişirdiğim güzel bir yemek ve  kırmızı şarap eşliğinde harika bir gece oldu. Şu anda sabahın serinliği kırılıyor. Hava yumuşadı. Hemen kahvaltımı yapıp önce şehir meydanına çıkarak şöyle bir tur atıyorum. Merketten su, muz ve biraz da abur cubur satın aldıktan sonra günümü geçireceğim çöl yolundayım...

Varzaneh onbeş bin nüfuslu küçük bir kent... İkliminin aşırı sıcağına karşı kadınların siyah yerine beyaz çarşaf giydikleri bir yer. Turistik kamplarda misafir ağırlayıp çölde genellikle atv ile safari yaptırıyorlar. Ayrıca isteyenler için kum kayağı veya deve turları da var.

Benim gezi prensiplerimden biri mümkün olduğunca turistik hizmetler satın almamaktır. Bunun için sehrin on kilometre kadar güney noktasına gelip, buradaki turistik kamplara bulaşmadan çöle gireceğim. 

Asfalt yoldan ayrılıp bisikletimi kucaklayarak kuma indiriyorum. Kum tepeleri karşımda. Bisikletimi üç-dört yüz metre kadar iterek otomobillerin gidebildiği sert zeminli yolu buluyorum. Bu yolda zaman zaman kuma batsam da rahatlıkla bisiklet sürebiliyorum. Dikkat edilmesi gereken şey, araçların sertleştirdiği sert zeminde iz takip etmek. Sağa sola kaçarsanız, yumuşak kuma saplanırsınız.

Bir kaç kilometre sonra kendimi üzerlerinde ayak izi olmayan kum tepeleri ile çevrili bakir bir ortamda buldum. İşte benim için en zevkli ortam... Bol bol fotoğraflar çekip, ayak izi bırakıyorum. Bir ara kısa bir bulut geçişi ile yağmur yağıyor. İlk defa bir çölün ortasında yağmur altında sadece bisikletim ile beraberim. 

Bir kaç saat takılıp bu güzel anın tadını çıkardım. Bu günlük bu kadar yeter. Yarın güneye doğru devam edeceğim. Çölün biraz daha içine fazla girip kum tepelerine ulaşacağım. Bu yol ana asfalttan ayrılarak beni çölün içine alacak ve kum zeminde yirmi kilometrelik sürüşle kuru bir tuz gölüne varacağım. Şimdiden bunu hayal etmek bile heyecan verici bir şey...

Konum:35.623275,50.08182
Sürüş toplamı: 150 km
Total:195 km


Hasan Abad
26 Şubat,2018

Dasjert ve H.Abad üzerinden uzunca bir yolculukla Khara'ya geldim. Bu bölge zaman zaman çalı çırpı görünümünde, rekleri yeşil bile olmayan bitki örtüsünün görüldüğü çorak bir arazi... Khara'dan sonra tuz gölüne giden yolda sağlı sollu kum tepeleri ile başbaşa kalyorum.

Yoldan geçen tuz kamyonları ortalığı toza boğuyor. Bu du durum akciğerlerim için hiç de hoş değil. Ağzımı burnumu sararak kendime toz maskesi yapıyorum. Yirmi kilometre sürecek bu çöl yolu ile Batlag-e-Gavkhuni'ye varacağım. Burası farsçada bataklık olarak isimlendirilmiş. Yarı sulak kurumuş bir tuz gölü...

Göle kadar devam eden yolun her iki yanındaki uzak kum tepeleri son kilometrelerde biribirlerine yakınlaşarak dar bir geçit oluşturuyor. İşte burada saatlerce kalıp yine kumun zevkini çıkarıyorum. 

Artık kuru tuz gölünün içindeyim... Bembeyaz kar yağmışçasına bir zemin üzerinde bisiklet sürmenin keyfi ile tam orta yere kadar varmak istesem de bu mümkün değil. Bir yerden sonra yol  yarı sulak zeminde ilerleyerek beyaz bataklığa dönüşüyor.

Beyaz tuz zeminden yansıyan güneş ışınları gözleri rahatsız ediyor. Kimi yerlerde ise sudaki minarallerin değişiminden olsa gerek, beyazlık yerini kızıllığa bırakıyor. 

Evet, günün keyfi bu kadar. Şimdi önümde iki tane şık var. Birisi tuz gölü girişindeki kantar ofisinde çaya davet eden işçilerin şantiyede birlikte kalma tekliflerini kabul etmek. Yani bu gece burada kalmak. Ya da, Khara'ya kadar aynı yoldan geri sürerek zaten mecburen yapılacak bu yolu yarına bırakmamak...

İkincisi cazip geliyor. Havanın kararmasına daha zaman var. Şimdiden güne son verip burada kalmamalıyım. Bu insanların geç saatlere kadar çay muhabbetleri bitmez. Kendimi mutsuz etmemeliyim, diye düşünüyorum. İstikamet geri; yola devam...

Belirli saaten sonra kamyonlar tuz çekmeyi bırakıyorlar. Artık yolda tek başınayım. Hava kararırsa kötü. Daha sıkı pedallayarak Khara'ya varmalıydım.

Burası çok küçük bir yerleşke... Dört kilometre daha sürersem tekrar Hasan Abad'a varacağım. Haritam orada misafir parkı olduğunu gösteriyor. Yarın tekrar bu yöne doğru geri sürüş yapacağım. Ama başka alternatif yok.

Rotama ters istikamet de olsa Hasan Abad'a vardım. Bir bakkalda alışverişimi yaptım. Bakkal kardeş ve diğer müşterilerle biraz kaynattık. Emekli muallim olan Reza Abi'mizin teklifi var. İlle de evlerinde misafir kalmam için ısrar ediyor. İran gerçekten böyle bir yer. Ama ben alışverişimi yaptım. Kendime göre planladığım bir yemeği pişireceğim. Yanında bir iki bardak şarap içmek istiyorum. Yapma be Reza... No'lur çadırımda kalmama müsaede et.

En sonunda sadece bir çay içimi için misafirliği kabul ediyorum. Reza'nın hiç değilse eşi ve çocuğu yabancı memleketten gelen birini tanıyacak diye sevindiğini sanıyorum. Telefonda eşiyle konuşurken bir yandan yürüyerek yakındaki evine varıyoruz.

İran'da evlerin oldukça büyük salonları var. Zemin tamamen kalın halılar ile kaplı. Bazı evlerde yere serili koyun postları görebilirsiniz. Genellikle yemek masaları ve sandalye kullanılmadığı için ortalık ferah oluyor. Duvar kenarlarında sırt yastıkları ve serili yer minderleri var. Ayaklarımı uzatabilirsem bana çok rahat geliyor. Ama yer sofralarında oturmayı asla beceremedim. Kıçımın altına yüksek bir yastık koymadan  oturduğumda kalçam uyuşuyor.

Bisikleti sokakta bıraktım. Reza Muallim (Öğretmen) Tahran dışında hırsızlık olabileceğine hiç bir zaman ihtimal vermediğini söylüyor. O kadar emin.Sadece pasaport, cüzdan ve diğer değerli eşyalarımın bulunduğu gidon çantasını içeriye alyorum.

Ghamzeh (Gamze) Hanım Reza Bey'in müstakbel eşi; oldukça genç görünüyor. Makyajı hafif,  bakımlı bir kadın. Kaşlar düzgün alınmış, sanki dövmeli gibi kömür karası... Öyle de temiz yürekli insanlar ki, şaşırırsınız. Şeytan niyetimi bozmak için zorluyor. Vicdanımı asla aşamaz ama yine de kadına dikkatle bakmaktan korkuyorum.

Çay ve meyve ikramı geldi. Burada salatalık da bu sınıfa giriyor. Muhabbetimiz Türkiye'deki yaşam koşulları üzerine devam ediyor. Eşim ve çocuklarım hakkında sorular alıyorum. İstek üzerine resimlerini gösteriyorum. Öğrenilmek istenen konulardan biri de ekonomik durumumuz. Türkiye'deki geçim standardı ile kendi durumlarını mukayese etmek istedikleri anlaşılıyor.

Evin evli bir kızı ve bir de  Tahran'da üniversite okuyan erkek oğlu var. Kız kendi evinde. Oğlanla tanışıyoruz. Bizdeki eğitim imkanlarını soruyor. Daha sonra her zaman olduğu gibi türk tv dizilerinden bahsediyoruz.

Kalkmak istediğimde yine ısrarla kalmam için baskı görüyorum. Bu kadar mı olur? Zar zor kendimi dışarı attım. Hava alaca karanlık. Reza Hocam kamp malzemelerimizi algılayamıyor olmalı, havanın soğukluğunu ve parkta sabaha kadar donacağımı söylüyor. 

Yarım saat sonra kamelyanın altında kurulu çadırımdaydım. Tuvaletlerin dış cephesinde elektrik prizleri var. Bütün aletlerin kablolarını takıp yüksekteki pencere denizliğine gizledim. Bir yandan biraz şarap ve yanında çerezle takılarak yemeğimi pişiriyorum. Derken tüm işlerimi bitirip üç beş sayfa kitap okuduktan sonra uyku moduna girdim. Yarım saat geçmedi ki, "Kemal, Kemal!" diye seslenen birileri beni uyandırdı.

O da ne? Fermuarı açıp baktım; Reza Hoca ve oğlu. Gamze Hanım da karşıda arabanın dışına çıkmış bekliyor. Israr, ısrar... Burası soğuk deyip bastırıyorlar. İlle de evlerine gidip yatacak mışım. Tut ki kabul ettim, yahu gece gece çadır mı toplanır?

İran'da yaptığım gezilerde buna benzer pek çok misafirlikler aldım, ısrarlarla karşılaştım. Fakat bu çok başkaydı. Eğer çadırı ve tüm eşyaları toparlamak gibi bir zorluk olmasaydı bu kez insanları reddedemezdim. Ancak onları kırmadan geri çevirmek toparlanmaktan bile daha zordu. Keşke baştan kabul etseydim, diye üzüldüm

Konum:32.142961,52.617424
Sürüş toplamı :85 km

Total sürüş : 280


Abarkuh Yolu
27 Şubat

Önümde 170 kilometre yol var. Abarkuh Kenti'nde CS'den edindiğim genç bir arakadaşın evine misafir olacağım. Kendisi beni şehir girişinde karşılayacak. Bu kadar uzun yolu bir günde katetmek oldukça zor. Fakat işin olumsuz tarafı, ortalarda konaklayabileceğim bir yerleşim yok. Uçsuz bucaksız çölün içinde devam eden kara asfaltın üzerinde bir yerlerde kamp kuracağım. Buna göre suyumu ve diğer erzaklarımı tamamlamak zorundayım...

Hasan Abad'dan Rams kasabasına kadar kırk kilometreyi sorunsuz geçiyorum. Rams ana yoldan üç kilometre kadar içeride kalıyor. Buraya hiç girmeden on kilometre daha Abarkuh'a kadar devam edeceğim. 

Bu yol üzerindeki son yerleşim olan Ahmad Abad'da mola verip alışverişimi burada tamamladım. Akşama tavuk pişireceğim. Altı litre suyum var. Yüküm oldukça ağırlaştı. Fakat önümde beni zorlayacak hiç bir rampa tırmanışı yok. Bu yüzden rahatım.

Kasaba çıkışında ilginç bir durum yaşadım. Yol güzel. Alışverişim de tamam. Hiçbir eksiğim yok ya, herşeyin yolunda olmasının keyfi ile adeta kanatlanmış gibi bisiklet sürüyorum. Bir baktım sağ tarafımdaki yola paralel tepede asker kılıklı biri  telaşla bana doğru koşturuyor. Ulan gerilla falan mıdır, nedir? Bir diğer asker biraz daha geride bizi tekip ediyor. Derken durdum. Asker soluk soluğa yaklaştı. Önce farsça birşeyler söyledi.Ben de yabancı olduğumu farsça "harici" diyerek belirttim.İngilizce veya Almanca konuştuğumu ve Türk olduğumu söyledim.Asker çok düzgün İngilizce ile sorulara başladı. Nereye gidiyor muşum? Geriden gelecek başka arkadaşım var mı imiş? Son sorusu yanımda ateşli silah taşıyıp taşımadığım oldu. Çok ilginç geldi. Tabi ki, "hayır" dedim.

Biraz olsun endişe duymamıştım. İran'da kendimi bu kadar güvende hissediyorum. Asker geride bekleyen -muhtemelen kendisinden rütbeli  olan- kişiyle kendi dilinde konuştuktan sonra devam edebileceğimi söyledi. Teşekkür ederek ayrıldım.

Çevrede onlarca mermer ocağı ile karşılaştım. Akşam üzeri çöle karanlık çökerken her biri kendi jenaratörlerinden gelen elektrik ile pırıl pırıl aydınlandı. Yoldan çok çok içerilerde bozuk ve kumlu yollarla erişebilir durumda oldukları için mermer ocaklarında konaklamayı gözüme kestiremedim. Tercihim yola çok yakın, terk edilmiş bir mermer ocağı oldu. İnsanlardan yana hiç bir tehlike duymadığımı söyleyebilirim. Fakat zaman zaman yabani hayvan olabileceği aklıma geliyor ve bu düşüncemden rahatsız oluyorum.

Konum:34.249964,51.263853
Sürüş toplamı: 123 km

Total sürüş: 403 km
 

Abarkuh
28 Şubat-1 Mart,2018

Dün kolsuz giysilerle güneşe maruz kalmışım. Kollarim yanmış, gece hafif sızlama ile beni rahatsız etti.Bu sabah ise hava iyice soğumuş durumda. Ayrıca yolda yağmur başladı. Kimi zaman -üzerime giydiğim pançonun rüzgarı fazlasıyla alıp hızımı kesmesine rağmen- uzunca bir süre 40 km sürat yaptığım bile oldu.
Aberkuh'a girerken bir benzin istasyonunda çalışan pompacının telefonunu kullanarak Armin'i aradım. Kendisi bisikletle geldi.Şehir girişinde buluşup Armin'in evine  vardık.

Armin güneş enerji üretimi ile ilgili montaja dayalı üretim yapan bir firmada geçici olarak part-time çalışıyor. Şu anda boş olduğu için bir kaç gün beraberce gezebileceğiz. 

Kahvaltı ve uzunuca bir istrahat sonrası bisikletlerimizle şehre çıkıyoruz. Burada görülmesi gereken dünyanın en yaşlı selvi ağacı var. Kimi kaynaklarda 4.000, kimilerinde ise 5.000 yaşında olduğu söylenen 28 metre boyundaki bu ağaç zerdüşler tarafından kutsal kabul edilmekte...İlk ziyaret adresimiz bu kutsal ağaç oldu. Şehir içinde sayılacak yakınlıktaki ağacın bulunduğu alanda resimler çekip, ziyarete gelenlerle sohbet etme imkanı bulduk.

Daha sonra yine şehrin içinde kalmış bir başka noktaya geldik. Burası da buz evi
(Ice House) olarak anılan çok ilgiç bir yapı. Burada dağlardan getirilen kar ve buzlar yaz aylarında kulanılmak üzere depolanırmış. Uygun mimaride yapılmış bu taş yapının yaşı oldukça eski... Görülmeye değer bir yer. Gerçekten İran'da çok eski yıllarda düşünülmüş,o günkü teknolojik mahrumiyetin zorluklarını aşarak ahalinin hizmetine sunulan çok önemli yapılarla karşılaşacaksınız.

Armin daha otuzlu yaşlarda bile değil. Gıda mühendisi olan genç eşi Firouzeh (Firuze) de öyle... Henüz yeni evliler. Şimdilik Armin'in kendi mesleği olan elektronik mühendisliği ile ilgili kalıcı bir işi yok.Geçici çalışıyor. Eşi bu konuda daha şanslı. Kendine resmi bir iş bulmuş. Ailelerinin de desteği ile ayakta durmaktalar. Aldıkları maaşın rakamları çok yeterli değil. Buradan ayrılıp daha büyük bir şehre  göç etmeyi planlıyorlar.

Akşam yemeğinden sonra Firuze erkenden anne evine gitti. Geceleri orada kalacak. Gündüz oyuncakçı dükkanında ziyaret ettiğimiz Armin'in yakın arkadaşı olan Amir de elindeki dolu poşetle misafirliğe geldi.Gece tüm yorgunluğa rağmen geç saatlere kadar yer sofrasında sobet ettik. 

Ertesi günü yine çevre gezisi ve Amir'in dükanında şamata ile geçirdik. Gece evde çay partisi ve yine abur cubur tıkınma... Derken son günümüzde Amir bizi sehir dışındaki Azeri bir arkadaşının restoranına yemeğe götürdü.

Restorana giderken Armin kayınpederinin arabasını aldı. Öce şehir dışındaki tepede kral mezarını ziyaret ettik. Burası 1056'da yerel hanedanlığın hükümdarı Hezarasp ibn Nasr için inşa edilmiş sekizgen bir kulesi olan tarihi  Gonbad-e Ali... Geniş bir alana yayılmış kompleks içinde tuvaletler, çay bahçesi ve çocuk parkı var. Tepe aynı zamanda şehrin seyir noktası olarak da ziyaretçi alıyor. 

Bayağı acıkmışız. İran'ın Azeri Kenti Tebriz'den gelen işletmeci arkadaşımız masamızı ziyaret ediyor. Türkçesi gayet anlaşılır durumda. Bir ara İzmir'de bir kebapçıda çalışmış. Burada çok şey öğrendiğini anlatıyor. Ama İran'da kebapların hazırlanışı farklıymış. Bizzat kendisinin aldığı siparişler birazdan masamızı donatıyor ve afiyetle yumuluyoruz.

Ne yediğimizi tek tek anlatmıyorum. Kebaplarımız aslında tamamen aynı gibi görünse de lezzet vermek için kullanılan terbiye etme şekli ve malzemeleriyle farklılık gösteriyor. Ben İran'a özgü pek çok kebabı tattığım için burada Türk usulü sarılmış beyti yemeyi tercih ettim.

Bu samimi insanların misafirperlikleri karşısında iyice mahcubiyet içindeyim. Gerçi Armin'e para harcatmamak için çaba sarfediyorum, ama her zaman elimi cebime atmama müsade etmiyor.Bu tür misafirper insanlar için mutlaka yanımda taşıdığım küçük hediyeler vardır. İlk günde Armin'e bir tesbih hediye etmiştim.  Firuze'ye de Versace marka imitasyon bir eşarp verdim. Amir'e de ucunda truva atı olan paslanmaz metalden bir anahtarlık... 

Dün Armin'in adına kayıtlı bir hat satın aldık. On GB internet bağlantısı ve saatlerce konuşma olan üç aylık bir paket. Simkart yeni olduğu için +2GB hediyesi ile birlikte 12GB bağlantı kullanma hakkım var. İşlemi bayiler yerine resmi bir kurumdan yapınca ücretin bankadan yatırılması istendi. Bu işlemi daha önce olduğu gibi telefon bayilerinde yapsaydık daha az prosedür ile uğraşacaktık.

Yola çıkacağım günün sabahında yüklü bisikletimle Firuze'nin ailesine misafir olduk. Bu vedalaşma ziyaretiydi. Kasım Amca Armin ile ikimizi kapıda karşıladı. Bisikletlerimizi geniş ön avluya aldık.

İçeriye girdiğimde çok şaşırdım. Voleybol sahasından daha büyük bir ev salonunu ilk kez  görüyordum. Büyük bir oda kadar da mutfak var.
Ev halkı kalabalık. Damatlar, torunlar bir sürü...Çaylar içildi. Hurmalar yendi. Derken kalkma vakti. Herkesle tek tek vedalaşarak ayrıldım.

Armin ile birlikte Amir'in oyuncak dükkanına geldik. Çocuk ardı ardına ikramlarda bulunuyor. Amacı biraz daha uzun kalmamı sağlamak. Muhabbetimi seviyor. Yaşı otuzun üzerinde bekar bir kardeşimiz. Armin ile beraber bir iki gündür evlenmesi için üzerine gidiyoruz. Kendisine Türkiye'den kız bulma muhabbeti çıkardık. Ne kadar şamata yapsak hiç alınmadan gülmekten kırılıyor. Acayip keyifli bir çocuk...

Eeee, herşeyin bir sonu vardır. Artık öğlen oldu; veda zamanı... Bu güzel insanlardan kopacak ve Şiraz yoluna düşeceğim. Önümde önce mutlak görülmesi gereken Unesco Dünya Mirası Antik Kent Pasargaadae var.

Konum:31.13005,53.272986
Sürüş toplamı: 64 km
Total sürüş: 467 km


Surmeg
2 Mart,2018

Abarkuh'dan Pasagade Antik Kenti 170 kilometre görünüyor. Yarım gün içinde yolun üçte birini yaparsam, yarın akşam üzeri hedefime varabilirim diye düşünüyordum. Bugünlük planım tuttu. Elliyedi kilometre yol yaptım. Surmeg kasabası bir kaç kilometre içeride kaldığı için girmeye gerek duymadım. Alışveriş yapmamı gerektirecek önemli bir eksiğim de yok.Kasabaya dönmeden sola doğru devam edip çorak bir açık arazide çadırımı kurdum.

Kamp alanında rakım 1570 metreyi gösteriyor.Gece çok soğuktu.Rüzgarın şiddetine maruz kaldım. Günlerdir olağan üstü sakin geçen havalara aldanarak çadır kazıklarımı çakmadığım için sıkıntı çektiğimi söylemeliyim. Aslında en doğru davranış, her zaman tedbirli olmaktır. Bu huzursuz gecenin acısını çıkartmak için karar aldım. Antik alanın çevresinde yöre halkının evlerini kiraya verdiğini okumuştum.Eğer fiyatları uygun bulursam kendimi ödüllendireceğim.

Konum:
Sürüş toplamı:57km
Total sürüş:524 km


Madar Soleyman (Pasargadae)
3 Mart,2018

Karlı dağlara karşı soğukta geçen bir gecenin sabahındayız. Günün  ilk saatlerine göre güneş yükseldikçe soğuk kırılıyor. Rampalarda terlememek için uygun giysiler giyerek yola devam ediyorum.

Gün sonunda 103 km şürüş ile önce Safashehr'i geçerek Pasargadae'a geldim.Safashehr öncesi başlayan rampalar uzun sürdü.Ayrıca soğuk olmasa da şiddetli rüzgarla boğuştum.

Pasargadae veya Pasargaday, Ahameniş hanedanının ilk başkenti olan antik kent olarak biliniyor.Giriş ücreti 20 toman (4€) Belki kimileri için fazla görülecek bir şey yok, gibi gelebilir. Tarihe merakı olanların kesinlikle görmesini öneriyorum. Dünya mirasları listesine girdiğine göre...

Antik sitede memurlara pansiyon sordum. Bir memur, arkadaşının evini teklif etti. Elli Toman(10€) istiyor. Göreyim dedim. Ev kocaman mutfak salon, yatak odası... Fiyat kırmak istiyorum. Kırk Tomana daha az oda açabileceğini ve çamaşır makinasını kullanmazsam otuzbeş Tomana (7€) verebileceğini söylüyor. İki-üç Euro için alanımı daraltmaya ne gerek var ki? Elli toman vermeyi kabul ediyorum.
Tek başına konaklamalar ekonomik bakımdan dezavantajlı oluyor. Yanımda biri daha olsa bu parayı iki kişi paylaşabilirdik.

Memur eşine telefon edip haber verdi.Birlikte eve geldik.  Kadın salonun orta yerindeki kocaman havagazı sobasını harlatmış. İçerisi cehennem gibi sıcak...  Biraz kısmalarını istiyorum. Eşyalarımı eve indiriyoruz. Adam bahçe kapısı dahil anahtarları verip tekrar işine dönüyor. Ben de bisikleti evin avlusunda bırakıyor ve markete alışverişe çıkıyorum.

Manavdan sebze ve meyve türü şeyler alırken bir komşu esnaf yardımcı oldu.Satıcı kadın hiç dil bilmiyor.Ekmek tavuk vs. aldım, yumurtayı anlatamıyorum.Komşu genç yine yardıma geldi.Bu arada biraz da gırgır ile karışık muhabbet ediyoruz.Ben yumurtayı tarif ederken tavuk gibi gıdaklıyorum.Tabi bu basit şakaya belkide yabancı olduğum için gülmekten kırlıyorlar.

Alışerişi bitirdim.Tesekkur ederek ayrılmak üzereyken çocuğa İran güzel de bir de içki olsa gibi zarf attım.Tam isabet olmuş. Çocuk bitirim bir şey...
Gel, dedi.Yandaki aktar dükkanına girdik. Bir sürü şifalı otlar, yağlar, baharatlar... Turistlere yönelik pek çok şey var.Arka tarafı göstererek ben içiyordum dedi... Gerçekten bardağı şarap dolu, öyle duruyor.Bir tane de bana doldurdu. Çektim...Kan kırmızısı çok yoğun bir şarap...Ama tadı biraz  buruktu.  Kendine doldurmadan sadece benim bardağa ikinciyi koydu.Üçüncüyü de teklif etti. Ben varsa parasıyla şişe satın alabileceğimi söyledim. Ama kendisinde yokmuş. Bir arkadaşının yaptığını anlattı. O da bu akşam başka şehire gitmiş. Konuşurken aniden şişeyi elimdeki nevalelerin arasına yerleştirdi. Tekrar para teklif ettim almadı.
 
Eve döndüğümde adam işten gelmiş, eşiyle beraber elimdeki nevaleyi gördüler. Şişeyi saklamayı becerdim.Kadın çat pat İngilizce biliyor...Mutfağı kullanırken bana yardımcı oldu. Çamaşırlarımı doldurduğum makinayı da çalıştırdıktan sonra çocukları ile beraber evin başka bir bölümüne çekildiler.

Konum:30.191418,53.171567
Sürüş toplamı: 113 km
Total sürüş:637 km


Persepolis
4 Mart 2018

Keyifli bir geceleme oldu. Sabah pedala bastığımda kendimi bomba gibi hissettim. Çamaşırlarım da tertemiz...

İlk durağım Persepolis'in 12 kilometre kuzeybatısındaki antik site Naghsh-e Rustem oldu. Buraya kadar sakin ve rakım düştükçe daha da ısınan bir havada sürdüm. Çok etkileyici bir yerle karşılaştım. Anıt mezarın olduğu kocaman tepenin bir yüzüne değişik pek çok figürler ve İran'ın mitolojik kahramanı canavarı yenmiş pehlivan Rüstem'i nakşetmişler. Mutlak görülmesi gereken bu devasa tarihsel güzellik hemen dibinden geçen yola bakıyor. İsterseniz içeri girmeden 15-20 metreden görüp resimleyebilirsiniz.

Naqsh-e Rustem'den sonra kısa bir sürüşle Persepolis 'e geldim. Güneşin batışına bir iki saat kalmış. Hani şu usta fotoğrafçıların altın saat veya sihirli saatler dedikleri anlar... Vakit geçirmeden yirmi toman (4€) ödeyerek giriş yaptım. Bisikletim güvenlik çalışanlarına emanet...

Büyük İskender'in hışmına uğramış bu dünya harikası antik kenti anlatmak yetmez. Tarihe benden fazla ilgi duyanlar için sabahtan akşama kadar her karışını sindirerek gezebilecekleri bir yer. Öyle benim yaptığım gibi iki-üç saatlik ziyaret size yetmeyebilir.

Girişte alışveriş dükkanlarının olduğu dinlenme alanındaki görevli bekçi amcanın tavsiye ettiği noktada kamp kurdum. Benim için hatıralarımda en derin iz bırakacak olay geceyi burada çimler üzerindeki çadırımda geçirmek oldu. Sabaha kadar İranlıların Taht-ı Cemşid diye adlandırdıkları 2.500 yaşındaki bu saray kalıntılarının içinde düşüncelere dalarak uyudum. En çok da Büyük İskender'in Persepolis'i yıkıp dökerken Perslerin yakılan kütüphaneleri için ağlayıp üzüldükleri aklıma geldi.    

Konum:28.935453,52.885338
Sürüş toplamı:85 kım
Total sürüş:722 km


Şiraz
5 Mart 2018

Bu şehir için pek çok yazı okudum. En az dört-beş günde gezilebileceğini bile yazanlar vardı. Bence biraz abartılmış. Tamam, Persepolis ile bu şehrin kuruluşunun aynı olduğunu düşünürsek miladdan beşyüz yıl önceye gideriz.

İyi korunmuş yerler var. Mesela, Kerim Han Kalesi bunlardan biri. Bir de Vekil Cami var. Çevresi de aynı isimle anılarak Vekil Çarşısı diye geçiyor. Ayrıca Nasır El Mülk Camii (Pembe Cami), Şah Çerağ Türbesi, Naranjestan Sarayı, İrem Bağları ve Sadi Türbesi'ni de gezebilirsiniz.

Ben en çok bol bol resim çekerek Vekil Cami ve Vekil Çarşı'nın çevresinde takıldım. Hava da güzeldi. Buradaki esnaf ve diğer vatandaşlarla muhabbet etme imkanım oldu.

İşler biraz kesat görünüyor. Esnaf işsiz. Ülke politik nedenlerden dolayı dış dünyaya pek açık değil. Acentalar  için turist getirecek bir altyapı oluşturulmamış. Bankacılık sistemi kenmdi kabuğunda işliyor. Dış ülkelerle para transferi yapmak neredeyse imkansız. Bu güzel ülkenin insanları eğitimlerini bitirip başka ülkelere yerleşiyorlar. Öncelikle tıp ve mühendislik alanından mezun olanlara kapılarını açmış ülkelerin başında Kanada ve İskandinavlar geliyor.


Şehrin tam göbeğinde, belki de en hareketli caddelerinden birinde  büyük bir açık otoparktaydım. Otoparkçılara bisikletimi bırakıp tuvaleti kullandım. Döndüğümde baktım başında bir sürü insan. Cansız bisiklete gösterilen ilgi en yoğun halde yükselerek bana dönüyor zaman geçtikçe sorulardan bunalıyorum.

Bu insanları hiç bir zaman hor görmedim. Belli ki bisikletli bir yabancı ile ilk kez karşılaşmanın heyecanını yaşıyorlardı. Onlar iyi niyetle akıllarına geleni soruyorlar, ben yılmadan cevap veriyordum. Bu arada yemek ısmarlamaya dahi çağıranlar oldu, kibarca reddedip teşekkür ettim. Benim derdim hava iyice kararmadan bir an önce kalacağım pansiyona gitmek.

Bu gece için on euroluk bir pansiyon bulmuştum. Orada kalmaya niyetliydim, ama önüme başka bir kısmet çıktı. Böylelikle tasarruf etmiş oldum. Geceyi Park çalışanlarının kaldıkları konteynerda geçirdim. Israrları kırar mıyım!?

Konum:29.606765,52.537567
Sürüş toplamı:65 km
Total sürüş:787 km



Tangab Dam Gölü - Firuz Abad (Lake Tangab Dam)
6 Mart 2018


Şiraz'dan sabah 7.30 da ayrıldım. Havaalanindan sonra anayoldan çıkıp bir süre köy yollarına girdim. Çok Keyifliydi. Gerçi son iki kilometresi taşlıktı ama, keyfimi bozmadı.

Kırkıncı kilometrede tekrar ana yola girdim. Bir süre sonra berbat bir rampayla karşılaştım. Öğlen öncesindeki son iki saatim döne döne rampa tırmanmakla geçti. Çizgi sıfırda. Servis yolu diye birşey yok.

Rampa bittiğinde iki Alman genç bisikleçi ile karşılaştım. Biraz lafladık.Dubai ve BAE'ni turlayıp feribotla İrana geçmişler. Güneyden Meimand üzerinden geliyorlar.

Bandar Aabbas'da bir pansiyonda soyulduklarını anlattılar.Yazık olmuş çocuklara, kötü bir olay yaşamışlar. Ev sahibi karı-koca gençlerin eşyalarını kurcalamış ve bir montun astarına yedek olarak gizledikleri 500€ paralarını götürmüş.Bunlar bir iki gün sonra yolda farkına varmışlar. Bir daha da geri dönüp sorgulamamışlar bile...

Genç Alman bisikletçilerin "Beckbikerscom" adıyla Facebook sayfaları var. Karşılıklı bir birimizi ekleyerek hatıra resmi çekip ayrıldık.

Firoz Abad'a 25 km kala Asmail Abad'da yol üzerinde bakkala girip alışveriş yaptım. Burada Kasgai Türkleri ile tanıştım. Kasım az buçuk Türkçesi ile Çiroz üzerinden gitmemi önerdi. Onun tavsiyesine uydum. Uzunca inişin sonunda yol dağa dayandı. Bir tünelden tepenin arkasına adeta başka iklime geçtim. Ve Tangab Dam Gölü kıyısında çadırımı kurdum.

Muhteşem bir manzarayla karşı karşıyaydım. Güneşin batımını seyrettim. Gölün kıyısında daha aşağılarda baş örtülerini çıkarmış ellerinde gezdiren kızlı oğlanlı gençlik gurupları vardı. Neşeyle gülüşüp şarkılar söylüyorlardı. El ele tutuşmuş romantizm yaşayan ve  tenha yerlerde öpüşen çiftler gördüm. Bastırılmış özgürlüklerini tenhalarda doyasıya yaşayan çiftler...

Sürüş toplamı:96km
Total sürüş:883 km


Fethabad, Millad Park (Qir Eyaleti)
7 Mart 2018

Güzel şeyler oldu.Gölden çıkarken önce çingene çadırlarına rastladım.Oynayan çocukların resimlerini çektim.Sonra bir kaç gündür heyecanla beklediğim Qaşmir Türklerinin yoğun yaşadıkları bölgeye geldim.

Atashkadeh (Murdestan Eyaleti)

Yolda tadilat vardı. Zorlu rampalar geçtim. Bir süre sonra volkanik kayalıklar başladı. Önümde teleferikle de ulaşılan Kız Kalesi (Girl Castle-Dokhtar Castle) var. Heyecanla varmayı beklediğim kale önünden geçerken bile farkedilmeyecek kadar harabeye dönüşmüş.

Öğlen vakti Qashmir Türklerinin yaşadığı Murdestan Eyaleti'ndeki Atashkadeh Köyü'ne ulaştım.Sanal ortamda tanıştığım Babakan Restoran'a girdim. Burası bir Qashgai ailesinin mekanı. Bazılarını ev olarak kullandıkları bir kaç binadan oluşuyor. Caddeye bakan tarafta ise yerel giysilerini giyerek çalıştıkları kıl çadır var. Çadır yine kendi dokudukları geleneksel  motifli göz alıcı  rengarenk halılarla donatılmış. Bir süre burada oturup dinlendikten sonra yürüyerek köyün diğer yönündeki sarayı ziyaret etmeye gittim.

Ardesir Babakan Palace, 1850 yıllık dökük bir saray...Giriş ücreti 15 toman. İki memur çalışıyor. Biri bilet satıcısı, diğeri ise kerpiç sarayın bekçisi. Türkçeleri restoran çalıştıran Şemşir Abi ve diğer aile fertlerinden çok daha kötü.

Saraydan restorana döndüğümde aile reisi Şemşir Abi kerdeşine de haber varmiş, bir hayli kalabalık oluştu. Öğlen servisi hazırlıkları devam ederken bir yandan da çadırın gölgesinde oturup çaylarımızı içtik. 

Her birinin giyimleri Alli pullu... Yüz simaları türküm diyor.Kadınlarla yanyana gelip resimler çektim. Gayet modern fikirleri olan insanlar. Ülkedeki dini baskı veya özendirmelere rağmen hiçbir Qashkai kara çarşafa girmemiş. Bizdeki ileri uçta takılan bazı müslüman kadınların yaptığı gibi erkeğin elini sıkmamak gibi bir adetle karşılaşmadım. Hoşgeldin diyen her kadın elimi sıktı. 

Şemşir Abi'nin erkek kardeşi iki eşiyle birlikte gelmişti. Onlarla da tanışıp hep birlikte oturduk. Sohbetimizde iki kadınla nasıl kavgasız gürültüsüz aynı evde yaşadıklarını bile anlattı. Bazen kadınlar arasında müstehcen şakalar yaparak gülüştük.   

Bir de evin iyi eğitim almış genç kızı vardı. Buralarda mesleğini yapabileceği iş imkanlarını yeterli bulmadığından bahsetti. Başka şehirden bir erkek ile sözlenmiş. Bütün hayallerini gitmek üzerine kuruyor. Ancak gördüğüm kadarıyla aile bağları çok güçlü. Kendisi de bunu itiraf ederek, özellikle annesini çok özleyeceğini anlattı.

Öğlen saatleriydi. Artık müşteriler gelmeye başladı.Bu güzel insanların yatıya kalmam için yaptıkları teklifi geri çevirerek ayrıldım.

Kısa sürede Firozabad'a girdim. Buralarda da neredeyse herkes Qashkai Türkü...Manav para almamak için mücadele verdi. Beş-altı tomanlık alışveriş karşılığında  sadece sembolik olarak bir toman ödeyebildim. Fırında para almadan bir kucak lavaş verdiler. Beraber resim çekildik....

Güzel bir gündü.Firozabad çıkışında yemek yedim.Yakinimdaki piknikçiler çay ikram ettiler. Henüz 35 km yol gelmiştim. Qir kasabasına 65 km var...Saat bir buçuk oldu.

Qir'e 45 km kalana kadar battı çıktı yokuslarla geldim.Bir yerde 10 km kadar sürekli tırmanış yaptım.Zordu, ama yol dünkü gibi kötü degildi. Yeni yapılmış bir asfalt ve geniş bir servis yolunda devam ettim.

Qir'de konaklamak için Millad parkı tavsiye ettiler. Çadırımı açtım.İlgi çok.Çarşıda konuştuğum bir kaç kişi ısrarla evlerine davet etti. Çadırın toplanması bir dert ve üstelik dil de bilmiyorlar.WS'da profil açmış olan genç bisikletçi Muhammed Ali ve arkadaşları geldiler. Şehre düşen bir turcu olunca herkes one haber uçururmuş. Neden yazmadın, dedi.Park daha rahat, dedim. Biraz sohbetten sonra gittiler.

Yakınıma iki çadır daha kuruldu. İranlı aileler gece çay ikram ettiler. Parkta sıcak su da vardı. Banyomu yaptım; uyudum.

Milad Park Konum Bilgisi (28.472431,53.043907)

Sürüş toplamı:110 km
Total sürüş:993 km 



Khonj(Honc)
8 Mart,2018

Qir şehrinde başlayan hurmalıklar güneye doğru ilerledikçe artıyor.Khonj'a gelene kadar daha bir bakımlı ağaçlarla karşılaşıyorum.Bunun dışında yer yer bizim Antep fıstığı ağaçlarından da gördüğüm oldu.

Yokuşlar çok zahmetli değildi.Ancak güneye indikçe hava sıcaklığı iyice arttı.Güneşe çarpılmamak için kaskımın altında uzun siperliği olan kumaş bir şapka kullanmaya başladım.

Öğle üzeri yolda bir eğlenceye rastladım. Pek çoğu Qashgai olan kalabalık bir topluluk , çevresine misafir çadırları kurulu geniş bir alanda eğlenip halay çekerken bir gurup erkek ellerindeki sopalar ile bir birlerine vurma oyunu oynuyorlardı. İlginç gelen bu oyunu bir süre izledikten sonra ayrı bir çadırdaki İran zurnasının daha çok öne çıktığı müzisyenlerin yanına gittim. Folklorik müziklere bayılırım. Hele ki, tanımadığım enstrumanlar da varsa tadından geçilmez.

Bu arada çok önceleri  Dubai ve Kisch'de parfüm işi yapmış orta yaşlı bir adamla tanıştım. Gideceğim yolun üzerindeki Laghr Köyü'ne davet etti. Onun evine misafir oldum.Yaşlı annesi, eşi ve kız kardeşi nargile çekiyorlardı. Erkek kardeş ise afyon tüttürüyor.

Çok değişik bir aile... Yer minderlerine oturduk. Ben hurma yiyerek kahve içtim. Genç kadınlar nargilelerini getirip tüttürdüler. Daha sonra anne de nasgilesini yaktı. Erkek kardeşinin afyon içmesi çok ilginçti. Küçük bir gaz tüpünün üzerinde, kocaman bir afyon macunundan koparıp çuvaldız iğnenin ucuna taktığı küçük taneciği ateşleyerek dumanını ciğerlerine çekerken, ben de bu görüntüleri resimliyordum.

Akşam üzeri Khonj'a geldim.Hemen dibimde seyreden bir araçtan laf atıldı. "Halloo!" diyen gençlerle durup muhabbet ettik. Bir yabancı ile birlikte vakit geçirmekten keyif duyuyorlardı. Bir süre sonra nerede kalacağımı sordular. Parkta kalacağımı söyledim. Tabi ki bırakmadılar. Geçlerden birinin evine misafir oldum.

Ev sahibim Abdullah etnik olarak Arap ve yakınlardaki bir caminin imamlığını yapıyor. Eşi köyüne misafirliğe gitmiş. Ev bir yabancı erkeği ağırlamak için müsait sayılır. İki arkadaşı daha var. Yaser ve Armin iki genç süper İngilizce konuşuyorlar.

Gençler beni bugün Khonj öncesinde geçtiğim 6-7 km gerideki Sadeh'e yemeğe götürdüler.Sadece üç kişiydik.Oldukça temiz, modern bir yerdi. Daha sonra araçla şehri gezdik.Tarihi yerlere ve en sonunda seyir tepesine gittik.

Apo yabancı dil bilmiyordu. İngilizceye çok iyi derecede hakim olan Yaser  de İmam Abdullah'ın evinde bizimle kaldı. Ev geniş ve rahat; hepimiz ayrı odalarda yer yataklarında uyuduk.

Sürüş toplamı:115 km
Total sürüş: 1108 km


Evaz
9 Mart,2018 Cuma

Khonj dan saat 11 gibi çıktım.Bugünkü rotamın uzunluğu sadece 75 km ile Evaz'da Saeed'in çftliğine kadar sürecekti.Bir süre sonra rampalar başladı. tırmanma öncesi bir bakkalda mola verip vitaminli içeceklerden aldım.Tayland'daki gibi şurup değil. Buradakiler gazlı.Üzerinde latince bir sürü vitaminler adı yazıyor. B 12 tutn, E vitaminine kadar...

Bu arada bizim güneydoğu yöresindeki azyaya benzer islami folklorik kıyafetler giyinmiş  Bellucin kökenli insanlarla tanıştım.Biri gönüllü afet doktoruymuş.Dev gibi uzun bir adam. Neredeyse rahmetli Hüseyin Alp kadar var. Bu kökenden gelen insanlar İran-Pakistan-Afganistan üzerindeki yaşadıkları kendi bölgelerinde devlet kurmak istemekteler.Yıllardır süren silahlı mücadele yüzünden İran'ın çok yakınından geçeceğim bu bölgesi tehlikeli olarak biliniyor. Yıllardır bu rotayı kullanarak İran-Pakistan sınırını geçip Hindistan'a gitme hayalimi ertelediğimi söylemeliyim. Eğer ille de buradan geçmeyi düşünüyorsanız belirli bir ücret karşılığında polis eskortu ile seyahat etmek ve onların güvenli gördüğü yerlerde konaklamak zorundasınız. Kısacası güvenlik ve özgür olma şansınız yok...

Yol boyu onlarca su ambarı dedikleri konik yapılar gördüm.Evaz halkı bugün cuma tatili olduğu için piknik alanlarını doldurmuş.Motorsikleriyle sürat yapan gençler trafikteki herkes ve benim için tehlike oluşturmaktalar.

Saeed ile haberleştim. Akşam 6.30 a kadar dükkanında olacakmış.Arkadaslarına haber vermiş, onlar da ailece piknik yapıyorlarmış. Bunlardan biri yakın zamanda Avrupa'yı bisikletle dolaşmış olan Amir. Araba ile gelip beni yolda karşıladılar.  Şehre girmeden 15 km kala Saeed'in çiftliği ne gelip bisikletimi bıraktık.

Sonra hep birlikte araba ile Evaz istikametine doğru yolculuğumuza devam ettik.Arabada Amir'den başka ilk eşinden olan 11 yaşındaki  kızı ve "Bebek-Baby" lakaplı yeğeni  vardı. Ben küçük kıza hep prenses diye hitabettim.Bir de boncuklu bileklik hediye ettim.

Amir'in ailesinin piknik yaptığı yere geldik. Tahinli hurma, çay ve pasta ikram ettiler.Amir'in anne-babası,kız kardeşi ve yeni eşi ile birlikte oturduk.Baba aslen azeri imiş.Çat-pat türkçe biliyor.Şafi mezhebinden.Bana sordular.Ana-baba mezhebimi söyledim. Ben kendim mezhep bilmem, dedim. Daha sonraki sohbetlerimiz Türkiye üzerine oldu. Bir de her zamanki türk tv dizilerinden söz ederek pek çok film kahramanının adını andılar. Ben burada biraz cahil kaldım.  

Piknik sonrası eve gittik. Ben elimi ayağımı yıkadıktan sonra misafir salonuna alındım.Amir mobiletle dışarıya, şehre çıktı.Kız kardeşi Nazlı elinde iki tabak yemekle geldi.Beraberce İran'da bilinen meşhur bir ot yemeği yedik.Dağdan toplanmış bir ot...

Bu arada Amir eve döndü. Annesi ile beraber sofraya oturdular. Ana yemek olarak fırında pişirdikleri sebzeli tavuk kızartma geldi.

Sofradayken telefonum çaldı. Yaser arıyordu. Çok değer verdiğim bir giysimi İmam Abdullah'ın evinde unutmuşum. Amir'in önermesiyle yarin bu şehre gelen taksilerden birine verip gönderecek.

Amir ile evden çıkmak üzere hazırlandım. O arada akşam namazını kıldı. Çok kısa sürmüştü. Aklıma geldi. Kendisine piknik yerinde ikindi namazını da çok çabuk kıldığını farkettiğimi söyledim.Sadece dört rekat farzını kılmıştı. Sünneti atladı. Pek anlamam, ama mezhepleri ile ilgili olduğunu düşünerek üzerinde durmadım.

Gece Amir'in arkadaş grubunun takıldığı amcaoğlu Baby'nin çiftliğine geldik.Kağıt oynayıp, şişe içtiler. Yani şişe dedikleri nargile içtiler. Tömbekilerihazırlarken malzemeyi gördüm.Islak  ve kırmızı renkte nane aromalı bir tütüne benzetemediğim hamurumsu bir şey...Yani tütün değildi sanki, ama pek de bu işleri anlamam. Sizi yanıltmış olmayayım...

WS'dan haberleştiğim ev sahibim Saeed nihayet geldi. Bir kaç arkadaşı ile beraber arabasına bindik ve kendisine ait çiftliğine bırakıldım.Sabah tavuklardan taze yumurta vermesi çiftlik görevlisi Afganlı aile reisi Rahmet'e tembih etti .

Kocaman bir salonda yer yatağı açılmış. Soyunup dökündüm. Banyoda su soğuktu.Rahmet'e haber verdim, geldi. Bir kaç dakika uğraştı, ama işi çözemeden  gitti. Suyun soğukluğunu aldırış etmeden yıkandıktan sonra uyudum.

Sürüş toplamı: 65 km
Total : 1173 km


Gerash
10 Mart,2018

Sabah erken uyandım. Dışarıya çıkıp bir süre uzak dağların zirvelerindeki bulutlar ve hurma ağaçlarının yeşilliğinde gözlerime idman yaptırdım. Çok güzel bir hava vardı. Kendimi oldukça mutlu ve fiziki anlamda güçlü hissediyordum.

Rahmet elinde bir tepsiyle kahvaltı getirdi. Menüde tereyeğı, beş tane yumurta,domates, bir demlik çay,iki çeşit reçel, hurma,tahin ve lavaş ekmeği vardı. Burada tahinle buluşturulan hurmanın keskin lezzeti ile tanıştım. Hurmaların üzerine tahini dökerek veya bandırarak yemenizi tavsiye ederim. Besleyici ve lezzetli bulacağınızdan eminim.

Rahmet, yumurtalarımı nasıl yemek istediğimi soruyor. Ona göre eşine götürüp pişirmesini söyleyecek. Ben kendim yaparım, dedim. Yanımda getirdiğim körfezimizin halis Burhaniye zeytinyağına bütün yumurtaları kırdım. Üzerine de hem kendi karışık baharatımdan, hem de çiftliğin mutfağında bulduğum ne varsa serpeledim.Ne de olsa değişik bulduğum herşeyi denemeye bayılıyorum.

Rahmet bu arada boş durmamış, sıcak suyun akmasını sağlamıştı. Dün akşam soğuk su ile yıkandığım için saçlarım keçe gibi olmuş. İkinci bir banyonun keyfini çıkardım. Sakal traşımı da oldum. Saat oniki gibi yol hazırlığımı yaptım. Rahmet'in eşi ve iki küçük çocukları geldiler. Tüm aile belki de ilk kez bir yabancı ile tanışmış oldu.

Oniki kilometre güney yönüne sürerek Amir'in Evaz'daki evine vardım. Kendisi fotoğraf stüdyosu sahibi; sabah işine gitmiş. Haber verdiler, geldi. Çay içip biraz oturduktan sonra herkesle vedalaştım ve oradan Saeed'in işyerine geldim.

Saeed, seramik ve benzeri inşaat malzemeleri satıyor. Onunla da bir süre vakit geçirip birşeyler içtik. Buradan ayrıldığımda saat ondört gibi idi...

Lar kasabası 45 km... Hedefim orası.Ancak Gerash'da Abbas ile karşılaştım.Kendisi BAE ve Dubai'de tur yapmış bir bisikletçi... Uzun zamandır macera fırsatı bulamamış. Malum, iş-güç meselesi aile geçindiren insanlara bu fırsatı pek vermez. En kısa zamanda Türkiye üzerinden Avrupa'ya pedallamayı hayal ediyor. Fırsat yaratıp bunu gerçekleştirmesini umuyorum.

Abbas'ın altında dört çeker bir jeep var. Bir kaç kilometrelik bir sürüşle onu takip ettim. Yüksek duvarlarla çevrili bir bahçeye geldik. Düzenlemeye yakın zamanda başladığı kendi bahçesi küçük ve henüz yetişmiş ağaç yok.Bir arkadaşının bahçesinde misafir etmeyi teklif etti.Direkt içki bulup bulamayacağımızı sordum. Tam isabet!

Misafir olacağım çiftliğin sahibi Reza Dubai'de çalışıp kesin dönüş yapmış. İçinde küçük havuzu olan yazlık evi altı dönüm bahçe içinde hurma, hünnap, badem ve tatlı limon ağaçları olan kocaman bir malikaneye sahip ve en önemlisi içkiyi de seven bir keyif adamı.

Akşam üzeri etleri alıp geldik.Reza, Abbas ve arkadaşları ile birlikte on kişiye yakın bir grup oluştu. Reza'nın altı yaşındaki oğlu Hüseyin de bizimle birlikteydi. Bu sevimli ve bir o kadar da şımarık Hüseyin, evliliklerinin yirmiikinci yılında dünyaya gelmiş olan ilk çocuklarıymış. Hal böyle olunca küçük prens herkesi peşinde oynatıyor.

Akşam oldu.Mangallık etlerimiz geldi. Ateşimiz yandı.Kuzu kuşbaşı etler kemikli olarak şişe dizilmiş ve salçayla terbiye edilmiş. Arada bir iki sıra kuru soğan dilimleri var. Ayrıca bol miktarda yoğurtla terbiye edilmiş tavuk şiş,domates ve biber... Ama içki halen ortalıkta yok!? 

Yemeğe başladığımız sırada lüks bir araba otomatik açılan dev demir kapıdan bahçeye girip yanımıza kadar geldi. Araçtan inen adam Reza'nın Dubai'de birlikte çalıştıkları kardeşiymiş. Zenginlik oradan geliyor. Şık da giyinmiş bir genç. Elindeki poşetten viski şişesini çıkarıp Reza'ya uzattı. Israrlara rağmen bizimle kalmadı ve gitti.

Viskiyi sedece ev sahibi Reza ve ben birlikte içtik. Yemekten sonra nargileler ateşlendi. Bu ülkenin insanları bu şişe keyfini çok seviyorlar.

Hüseyin'in yanında gece boyunca bir komşu çocuğu vardı. Birileri gelip onu aldılar. Hüseyin yalnız kalınca huysuzlaştı. Zaman geç olmuştu. Hep birlikte kalktılar. Ben  kocaman evde tek başıma kalacaktım.Evin hizmetlisi ailesiyle birlikte bir başka binada kalıyordu. Bir ihtiyacım olduğunda kendisine seslenebileceğimi tembihlediler. Bu kadar ince düşünmeleri insanlık değeriydi. Sabah belki de hiç birisiyle görüşemeyecektik.Hepsine çok çok teşekkür ettim.

Sürüş Toplamı :47 km
Total sürüş : 1.220 km

Anweh
11 Mart Pazar,2018

Dün gece kalan viskiyi televizyon karşısında oturup film seyrederek bitirdim. Bu kadar içkiye rağmen bir rahatsızlık yok. Demek oluyor ki bakım sağlam. Son günlerde bol gıdalı ve dinlenceli misafirliklerim oldu. Doğru dürüst yol da yapmadım.

Bugün sallanarak geldiğim Lar kentinde uzun süre takılıp yemek yedim. Biraz pazar yerini dolaştım. Devamında 82 kilometre ile günü kapatıp Anweh'de konaklamaya karar verdim.

HTavsiye üzerine bir camide kalacaktım. İmam akşam namazından sonra misafirhaneyi açacağını söyledi. Bu arada kalacağım yere indim. Bodrum katı, havasız sığınak gibi bir yerdi. Bunalım yapar, beğenmedim. Açık havada kamp yapmak deha iyi olacaktı. İmamı bekleyip teşekkür etmeden ayrılmak nezaketsizlik olacaktı. Bu güzel insanlara ayıp etmek mümkün mü?

İmamı beklerken başıma toplaşan insanlar selam veriyor, sohbet etmek istiyorlardı. Bu arada devlet yanlısı, molla giyimli bir genç memleketimi sordu, söyledim. Sonra da dinimi sormasın mı?! Ulan Türkiye'den geldiğimi söyledim ya, daha ne istiyorsun? Hadi İslâm dedik, bu defa mezhep soruluyor. Mezhep yok, Allah bir, peygamber bir diyorum. Ses tonum pek dostça değildi. Sorgu hakimi konuyu değiştirip bu defa Türkiye'deki siyasi yönetim hakkında sorulara başladı.Malum iktidardan yana övgü bekliyordu. 

Bu arada yardımcı olmaya çalışan Habip biriyle yanıma geldi. Bahçe evi buldum dedi.Yanindaki arkadaşının bahçesi...Buralarda durumu iyi olanların hurma ve yanında başka ağaçlar yetiştirdikleri bahçeleri ve içinde evleri var.Bu güne kadar kaldığım Saeed ve Reza'nın evleri de böyleydi.Her biri yanlarında Afganistanlı bir aile çalıştıruyor.

İngilizce bilen motorsikletli Habib'in peşine takılıp bahçeye geldik.Ardımızdan evin sahiibi de kendi arabasıyla bizi takip etti.

Hizmetkar evi açtı.  Yerler halılarla kaplanmış, duvar çevresinde yastıklar dizili büyük bir salon ve Amerikan mutfaklı tipik bir İran evi.
Yine rahat bir gece geçirmek için bütün imkanlar önümdeydi. İçimden bu insanlara teşekkür edip sağlık diledim.

Sürüş toplamı :82 km
Totaş sürüş:1.302 km



Gachooyeh
12 Mart,2018

Önceki gün Lar kasabasını geçtikten sonra yolda durup benimle konuşmak isteyen üç gençle tanışmıştım.İran gençleri turist (yabancı-hariciye) gördüklerinde aşırı ilgi gösteriyor, iletişim kurmaya bayılıyorlar. Bu bazen sizi bunaltabilir.Ama sakin olun.Düşünün ki dünyanın bir ucundan ta buralara kadar gelmiş başka milletten bir insanla belki de ilk defa karşılaşıyorlar. Bu insanlar ülkelerinden ve hatta yaşadıkları şehirlerden bile hiç dışarı çıkmamışlardır. Tabi ki böyle birisi ile karşılaşmak onlar için oldukça merak uyandıran bir olay...

Bu arkadaşlardan biri Yusuf. Çok az İngilizcesi ile Bastag'a vardığımda misafir olmam için ısrar etmişti. Bugün 52 km ile Bastag'a vardım. Şehrin girişindeki postane binasının önünde buluştuk. Kendileri bu kasabadan 50 km uzaklıkta Gachooyeh'de yaşıyorlar.Köyde misafir kalmam için gençlerin ısrarından başka bir sebep daha vardı. O da yakınındaki kurumuş bir tuz gölü. Burasını haritamda işaretlemiştim. Fakat anayoldan çok uzak olduğu için bisikletle girmek ve tekrar yola çıkmak biraz fazla zahmetli olacaktı.

Bu ısrarlı daveti fırsat bildim.Bisikleti binek arabanın kocaman bagajına sığdırdık. Yarın tekrar beni aynı şekilde arabayla anayola çıkaracaklarının sözünü verdiler. Her ne kadar doğaçlama gibi takılıyor görünsem de turumun genel rotası belli. Günlük bile olsa planlı hareket etmeyi severim. En azından akşamdan sabaha ne yapacağımın kararını vermiş olmalıyım. Beni yola çıkaracakları noktadan Bender Chark iskelesine kadar yüz kilometrenin üzerinde yolum var.

Kish'e kalkan feribot saatleri hakkında net bilgi sahibi değilim. İrancell buralarda günlerdir iyi çekmiyor. Henüz internetten bakamadım.Eğer adaya akşam saatlerinde varırsam WS'dan bulduğum ev sahibim Sharam Saber arkadaşımızla limanda buluşacağız. İşten çıkıp beni almaya gelecek. Eğer gündüz varacak olursam yine iş çıkış saatine kadar adada takılıp akşam saatlerinde oturduğu eve kendim gideceğim. Her türlü konum bilgisi telefonumda mevcut. Sağ olsun günlerdir benimle haberleşip rehberlik ediyor.

Yousef ve arkadaşı Adil ile birlikte onun annesi ve eşi de arabadalar. Bir de kasabaya hastaneye getirdikleri yaşlı bir komşu vardı. Adil arabayı kullanırken ben önde, Yusuf ve diğerleri arkada oturuyorlar.

Köye ulaştık. Yolda bana İran işi zencefilli dondurma ısmarladılar. Ne kadar sağlıklı bir şey olduğunu düşündüm.

Yusufların eve geldik. Annesi sağ olsun makinayı açtı. Çamaşırlarım yıkandı.Yemekler yendi.Tahinli Hurma yine popülerdi. Sonra tuz gölünü gezdik. Akşamında ise Adil'lerin eve gidildi.Kadınlar avluda toplanmış merakla beni görmek için sabırsızlanıyorlar. Biraz oturup muhabbet etik. Kendileri resim çekip bana izin vermediler. Kadınları kendilerince haklı buldum. Burası İran'ın kırsal kesimi sayılırdı. Zaten ülkedeki yönetim ve ayrıca toplum baskısını da düşünürsek ne kadar haklı olduklarını anlarız.

Daha sonra burada tanıdığım gençlerden Muhammed ve geveze Mahmud'u da alarak beş erkek kebapçıya gittik. Kebapçıdan dönüşümüzde saat gecenin onikisine geliyordu. Bugün kendimi biraz yorulmuş hissettim. Yusuf, adil ve ben salondaki yer yataklarına sıralanıp yattık. Bir ara Adil benim horultumdan kaçıp yatağını boş bir odaya taşımış. Tabi ki, gecenin sabahında bunun şamatası olacaktı.

Sürüş toplamı : 55 km
Total sürüş:1.357 km 


Bandar Charak
13 Mart,2018 

Sabah çok zengin bir kahvaltı sonrası bisikletimi de yükleyip arabayla yola çıktık. Yusuf ve arkadaşları beni, -sert rampaları geçtikten sonra - anayola bıraktılar. Sarp kayalıklardan oluşan -bir kök bitkinin bile olmadığı- dağın başında vedalaştık. Çantaları takıp yokuş aşağı saldım.

Bugünkü sürüşümde ilk saatlerdeki uzun rampa inişlerinden sonra çok zorlu bir performans göstermek zorundaydım. Hava aşırı derecede sıcaktı. Rüzgar karşıdan gün boyu sertleşerek esip zorlamasına rağmen inatla pedal çevirdim. Sol kolumu güneşe fazla kaptırmışım, yanık ağrısı var. Krem sürdüm...

Basra Körfezi'ne yaklaştıkça hava ısınmakta. Bakkaldan aldığım bisküvilerin kremaları bile erişmiş..
 
Nihayet akşam saatlerinde  limana varıyorum. Aklıma gelen şey başıma geliyor. Rüzgar nedeniyle seferler iptal... Gündüz adadaki ev sahibim Sharam'a bugün geleceğim diye mesaj atmıştım. Seferlerin iptalini haber verip beni beklememelerini söyledim. Bu gece için umut yok. Ama yarınki seferler için garantili bilgiler alıp rahatlıyorum. Hava düzeliyormuş.

Herkes gibi çadırımı açıp burada sabahlamaktan başka çarem yoktu. Benim gibi sabahı bekleyen Azeri bir aile ile yakınlık kurdum. Uyku saatine kadar çay içip güzel Türkçeleri ile sohbet ederek zaman geçirdik. Yemekleri de güzeldi. 

Konum:
26.728939, 54.284698 
Craft ticket kiosk (Kish Adası Bilet satış Noktası)   

Günlük sürüş:120 km
Total sürüş :1.477 km


Kish Adası
14 Mart, 2018

Bilet gişesi saat 6 da açılır dediler, erkenden kalktım. Liman görevlileri saat 7 de geldiler. Yolcuların salondaki matiklerden bilet için para ödeyerek dekont aldıklarını gördüm. Biliyorsunuzdur, bu ülkede visa, master vs. gibi uluslararası ödeme sistemi yok. Sadece ulusal kullanıma uygun debit kart sistemleri var. Yabancıların banka kartları çalışmıyor.

Dün akşam tanıştığımız Azeri ailenin reisi ile onun kartını kullanarak işlem yapmayı denedik. Ama işlem aşamasında girilmesi gereken bilgiler yabancılar için buradan bilet ödemesi yapmanın mümkün olmadığını ortaya çıkardı. Neyse ki Azeri dostum yine devreye girip, direkt ofisten bilet alabileceğimi öğreniyor. Ofise geliyorum. Memur pasaportu görünce bekle diyor. Yerli halk dekontla biletini alıp giriyor, ben bekliyorum... İki görevliden biri telefonla bir yerleri arıyor. "Harici" kelimesini kullandığında benimle ilgili görüştüğünü anlıyorum. Bilet kuyruğunda kimse kalmayınca memur kaygılandığımın farkında bana yine beklememi söyleyip motosikletle bir yere gidiyor. Tâbi bu durum beni daha da kaygılandırıyor.

Bekleyiş 15-20 dakika kadar sürüyor. Nihayet bir süre sonra rahatlıyorum. Gişede kalan memur çalan telefonu açıp görüşmesinin ardından pasaportumu istiyor. Anlıyorum ki, bilet kesecek... 25 toman ücreti de takdim ediyorum. Pasaport elinde ama adımı soyadımı bana soruyor. Latin harflerini tanımadığı anlaşılıyor...

Oh be! Nihayet biletim elimde... Ne zor işmiş, meret!
Limana girişte askerî polis pasaportumu dakikalarca inceliyor... Vize aradığını söylüyor. Sadece damga olduğunu, Türkler için vize gerekmediğini anlatıyorum. İkna olup pasaportu veriyor.

Feribota binmek için acele etmekteyim. Ama maalesef 8.00 gemisi yerine 09.50 bileti kesilmiş... Binemediğim feribot, halatlarını toplayıp gözümün önünde ayrılıyor. Diğer gemiyi beklemek zorundayım.

Abladım ki adaya gitmek yurt dışına çıkmak kadar zor. Sebebi belli... İran'da rejiminin yabancılardan korkusu var. Bu ada petrol üretiminin yoğun olduğu stratejik bir yer. Dolayısıyla giriş çıkışları sıkı kontrol altında tutuyorlar. Daha sonra yabancıların adada kalmalarının bile belli bir süre ile kısıtlanmış olduğunu öğreneceğim! Bu da oraya gitmek isteyenler için bilmeleri gereken önemli bir durum...

Deniz yolculuğu iki buçuk saat kadar sürdü. Ben üstü açık ve düz ayak binebileceğim bir feribot bekliyordum, mülteci gemisi gibi küçük bir katamaran geldi. Meğer bisikleti araç yerine saymayıp feribota almıyorlarmış. Yani yolcu muamelesi görüyoruz... 
Bisikleti bindirirken anam ağladı. Çantaların hepsini söküp yükünü hafifletmek zorunda kaldım. Feribot  küçük. Yolcu kalabalık. Eşyalar tepelere kadar sıkış tepiş dolu...En son ben bindim. Bisikleti bağlamak için kıçta daracık bir yer buldum... İçerisi havasız, sıcak... Klima yok, dört tane fan çalışıyor.

Adaya geldik, telaş başladı.Herkes kargaşa içinde bagajını almaya çalışıyor. Benim çantalar yerlerde. İnşallah denize düşürmezler. En sona kalarak bisikletimi düzüyor ve limandan çıkıyorum.

Sharam'a mesaj attım. Bu dostumuz devlet petrol işletmesinde iş güvenliği konusunda sorumlu Azeri bir mühendis... Warmshowers' dan tanıştık. Türkçesi bizim gibi, mükemmel... Akşama buluşmak üzere anlaştık. Saat beşte mesaisi bitene kadar adayı gezeceğim. WhatsApp'dan evinin konumunu attı. Akşam üzeri evlerine gidip misafir olacağım.

Kish adası tepsi gibi düzlük. Deniz kenarından tüm adayı daire çizerek dönebileceğiniz çok modern bisiklet yolu var. Toplamında 40-45 km arası bir sürüşle bütün adayı tavaf edebilirsiniz. Ben  limandan başlayarak batı yönünde pedal çevirdim. Rüzgarı karşıma alıp dönüşte adanın güney cephesinde arkamdan esmesini sağlamayı düşündüm...

Pek çok park bahçe içinden geçerek balık pazarına geldim.Daha sonra parasiling yapan gençlerle tanışıp yemek yedik. Adanın güney tarafında emekli edilmiş bir yolcu uçağını 
restoran olarak dizayn etmişler. Bir süre burada takılıp zaman geçirdim.

Akşam üzeri Sharam'ın evindeydim. Güzel bir evde oturuyorlar... Beni hemen banyoya aldılar. Tertemiz giyindikten sonra salonda oturup Sharam ve eşi Sahra ile birlikte kahve içip sohbet ettik. Sanki bir iki saat değil yıllar öncesinden bir birimizi tanıyormuşuz gibi hissettim. Adeta bir akraba yakınlığı kadar sıcak, modern görüşleri ile çok samimi insanlar. 
 
Akşam yemeği için dışarı çıkmayı planlamışlar, taksi çağırdılar. Adada en düşük hacimleri 2000 cc motora sahip olan çok lüks Toyota marka taksiler var. Türkiye'de hiç görmediğimiz modeller... Fakat Avrupa standartlarında yaşam sunan adada fiyatlar ülke normlarından oldukça yüksek... Taksiciye ödenen paradan ve geldiğimiz alışveriş merkezinde görünen fiyat etiketlerinden kolaylıkla anlaşılıyor. 
Gündüz adayı turlarken de bunu görmüştüm...

Yemekten sonra alışveriş merkezi içinde bir kaç mağaza gezdik. Bir çerez dükkanından benim için hurma cezeriyesi aldılar. Tadı çok güzeldi... Zaten İran'da her gün kuruyemiş takviyesi olarak çeşit çeşit hurmalardan yiyorum. Cinsleri veya kurutma şekilleri farklı olan değişik tadlar...
Size tavsiyem, gelirken kuru meyve getirmenize hiç gerek yok. Başta hurma olmak üzere  buraya özgü çok şey bulabilirsiniz.

Günlük sürüş: 55 km
Total sürüş : 1.532 km


Bandar Lengeh
15 Mart,2018

Dün gece nezih bir ortamda nefis bir yemek yedik. Herşey gerçekten çok mükemmeldi. Sabah Shahram ile kahvaltımız da yine harika tatlar ve bol çeşitle karşılaştım. İnşallah Türkiye'de onları misafir etmek bana da nasip olur... 

Dönüş için geldiğim limanda yine eziyetle karşı karşıyayım... Bilet gişesindeki kız yabancılar polisine gönderiyor. Ortadan verilecek bir belge olmadan bilet kesemiyormuş. Belgeyi verecek memur ortalıkta yok. Kapı kilitli. Adam ya bir yere gitti, ya da henüz hiç gelmedi. Başına buyruk efendiyi evinden çağırdılar. Adaya hergün yabancı gelmiyor ya, herif kafasına göre mi takılıyor nedir!? Sabahın köründe geldiğim halde, ancak aldığım kağıt belge ile biletimi kesiyorlar ve saat 10 gemisine son saniyede biniyorum.

Dünkünden daha büyük temiz rahat bir katamaran... Aynı zamanda çok da hızlı... Bir saatte Bandar Charak'a geliyoruz... Buradan Bandar Abbas'a pedal çevirip Quezm Adası'na geçmek için limana varacağım.

Anakaraya geçişim neredeyse öğlen saatlerini buldu. Yol deniz sahiline paralel, yokuşsuzdu. Gecelemek için Google' dan bulduğum bir park alanını pointlemiştim. Buraya varmak için daha sıkı pedal çevirmek gerekti. Nitekim güneş batımında kamelyalar altında çadırımı açtığımda kilometre saatim 90 gösteriyordu. 

Bandar Lengeh şehir merkezine girişte, hemen havalimanı sonrasında ulaştığım denize sıfır, içinde mescidi ve tuvaletleri olan harika bir parktayım. Köşedeki bakkaldan Türk usulü sucuk buldum. Yumurtalı sucuk ve yanında İran klasiği eskitilmiş ayran...
Yeme de yanında yat, derler...
Neden böyle denmişse... Biraz cinsellik çağrıştırıyor. Ama ben boğa  burcuyum. Hiç birinde yemeden yanında yatacak kadar mütevazi olamam!

Konum: 26.535846, 54.860391
Park Dowlad

Günlük sürüş: 90 km
Total sürüş : 1.622 km


Qeshm Island
16 Mart, Cuma,2018

Dün gece geç saatlerde fişek atılıp, maytaplar patlatıldı. Bir kaç gün önce Aberkooh'dan Armin bu gece lütfen emniyetli bir yerde yat, demişti...O gece de bayağı patlama sesleri oldu.
İranlılar kendi takvimlerinin yeniyıl başlangıcını kutluyorlarmiş.

Kahvaltı sonrası tam saat 09.00 da pedallar döndü.Rüzgar yine karşıdan ama hafifti.Ara sıra küçük rampalar ile bazen denize sıfır, bazen denizden uzaklaşarak 130 km ile Bandar Pol limanina kadar geldim. Bender Abbas'dan 90 km öncesinde Bender Hemir Kenti var. Qeshm Adası'na geçmek için Bender Abbas'a kadar pedal çevirmek gerekmiyor. Geldiğim yöne göre Bender Hemir'i 25 km geçtikten sonra ilk liman burası, yani Bandar Pol. 
Burası için liman demem yanlış oldu. Doğrusu bir iskele... Zaten Mapsme'de "Eskeleye Bandare Pol-Bandar Pol İskelesi" olarak geçiyor. (Konum:26.973468, 55.747479) 

Bu arada internet üzerinde İran haritasıyla ilgili bilgi vermek istiyorum. Genellikle bulunduğunuz yeri bazen sadece nokta olarak ayrıntısız görüyorsunuz. Yani yerleşim görünmüyor. Kimi yerlerin adını haritada sadece kendi alfabeleri ile yazdığı için nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Ya da bazen Lâtin alfabesi kullanılsa da sesli harfleri yazmadan kısaltmalar kullanılmış oluyor. Dolayısıyla bu durumda da yerin adını çözemiyorsunuz. Bazı bölgeler - ben stratejik gizleme- olduğunu düşünüyorum- haritada hiç görünmüyor.

Ada hemen karşımızda, yol fazla sürmez gibi görünüyor. Ama binmek biraz fazla zaman alacak... Genç görevli beni kenara yönlendirdi. Kopisini çekmek üzere pasaportumu aldı. Bir de içerden getirdiği Farsça ve İngilizce formu doldurmamı istiyor. Ne lan bu? Başka ülkeye mi giriyoruz? İsim, soyisim yetmezmiş gibi pasaport numarası, yok nereden alındığı vs. bir sürü soru var. Mecburen alelacele doldurup verdim. Bir elimde cüzdan, herkes gibi bilet alacağım. İran beni yine şaşırtıyor. Bu kez olumlu... Neymiş efendim?
Yabancılara bedava ! Güzel  bir jest... 
Feribota ücret ödemeden biniyorum...

Akşam saatleri olduğu için feribotlar hiç beklemeden doldurup gidiyorlar. Yine ilginç bir durumla şaşkınlığa düşüyorum. Karşıdan gelip boşaltma yaparlarken farkına vardım. Ulan arabalar geri geri çıkıyor. O da ne? Meğer feribotlarda tek giriş kapağı varmış. Kafadan düz binenler karşı iskelede yine aynı girişten mecburen geri geri çıkıyorlar. Şoförler alışmış. Çoğu başını çevirmeden dikiz aynasıyla işi kıvırıyor. Neyse ki, iki tekerlekliler için inip binmek sorun değil. 

Yolculuk 20-25 dk sürdü... Gemiden indiğimde hava kararmıştı. Bir iki kilometre ile Arslan Center'a geldim. Markete girip birşeyler aldım. Hemen karşı tarafta seyyar satıcıların kullandığı sundurmalar var. Hepsi boş. Birinin altında çadırımı kurdum. Yarın sabah köylü esnaflar gelmeden erkenden kalkıp toparlanmak gerekecek...

Konum:26.938285, 55.749493
Arsalan Center

Günlük sürüş : 130 km
Total sürüş : 1.752 km
Yorumlar - Yorum Yaz