[ google-site-verification: google096b424537a64561.html googlecb521646d1f4a805.html] google-site-verification: google096b424537a64561.html
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pkemal?ref=tn_tnmn
Kemalettin Şanlı / GEZİ YORUM > Backpacking > Tours Biking > Trekking                                                                                                             Backpacking - Trekking - Tours Biking       
BİSİKLET TURLARIM

TİFLİS Gezi, Gürcistan


   TİFLİS

   24-30 Ekim

   Dün Batum'da Botanik Park’a gelirken hemen yakınındaki tren garının yerini tespit etmiştim. Bu akşam da aynı minibüsü kullanarak kolayca geldim. İnternet üzerinden baktığıma göre tren koltuk biletlerinin fiyatı 24 Lari olmalıyken, maalesef burada karşılaştığım fiyat 40 Lari … Gişedeki Bayan internet sitesindeki bilgilerin eski olduğunu iddia edince çaresiz ikna olup biletimi aldım. Tiflis’e otobüslerle daha ucuza gitme imkanı var. Ama bana göre ülkenin yollarına ve taşıma araçlarına güvenmek için şimdilik erken.

   Gecikmesiz olarak 22.25’de hareket ettik. Vagonlar tahmin ettiğimden daha bakımlıydı. Belli mesafelere televizyonlar konulmuş. Kimi yolcular eşyasını yerleştirip seyre dalmışken, kimleri de yüksek sesle sohbet ediyorlardı. Rahatsızlık derecesindeki bağırarak konuşmalarıyla bir an için çok kaba millet olduklarını düşündüm. Ayrıca turistlere karşı pek ilgili değillerdi. Batum’da karşılaştığım Alman gençler de b
u konuda benimle ortak düşüncedeydiler. Yerli insanların yabancılarla tanışmak için pek de istekli görünmediklerini anlatmışlardı. Ben ise belki de buna sebep olan şeyin İngilizce yetersizliğinden kaynaklandığı düşüncesini söylemiştim.

   İnsanlar ortak dili kullanmasalar da paylaşabilecekleri bir şeyler mutlaka vardır. Yeter ki olması gereken medeni cesaretlerini kullanabilsinler. Bunun doğruluğunu vagonun arka tarafındaki antrede sigara ve votka içerek yasakları çiğneyen gençler kanıtladılar. İkramlarını geri çevirmeden votkalarına ortak oldum.

   Tedbiri hiçbir yer ve durumda elden bırakmam. Pasaport ve paralarım daima sağlamdadır… En lüks otelde bile banyoya veya tuvalete onları ve de diğer bazı kıymetlilerimi yanıma alarak girerim. Beraber olduğum gruptaki insanların davranışlarını gözlemleyip “Zararsızdırlar” teşhisimi koyduktan sonra daha da rahat davranıp  şakalaşmamızı 
saatlerce sürdürdük. Bir tanesi biraz İngilizce konuşuyor, hemen hepsi de birkaç Türkçe kelime biliyorlardı. Şamata devam ediyorken içkimiz bitti. Trende dolaşan seyyar satıcılardan 4 € karşılığında beş kutu bira satın alıp ikram ettim. Gençlerin henüz belli bir gelir sahibi olmadıklarını düşünerek onların ikramlarının karşılığını daima geri vermek gibi bir saplantım vardır.

   Neredeyse 180 derece açılabilen rahat koltuğumda deliksiz uyuduğum gecenin sabahında, saat 07.00 civarı 
yolculuğumuz tamamlandı. Tiflis tren garında inip Marjaniswili’den metroya bindim. Lonely Planet’den bulduğum George Hostel birkaç durak ötedeki Chaila St.20 adresinde…

   Elimde hostelin haritası ve ineceğim metro istasyonunun bilgileri var. Hiç zorluk çekmedim. İki lari karşılığında çinde dört kerelik biniş kontörü olan kart satın alıp metroya bindim. Lonely Planet’in yeni baskısı bu kitap sayesinde adresi kolayca bulduğumu da söylemeliyim. Genellikle internet üzerinden bilgilenip rehber kitaba para vermem. Ama – Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan olmak üzere- üç ülkeyi kapsadığı ve diğer ülkelerde tekrar kullanacağım için bu kitaba para kaçırdım.

   Hosteli işleten Jako ile Martha Almanya’da çalışıp bir süre önce kesin dönüş yapmış bir çift… İkisi de -oralarda yıllarca kaldığı halde inatla iki kelime Almanca ile idare etmeye çalışan bizim insanımızın tersine- iyi derecede Almanca konuşuyorlardı. Sabahın erken saati demeden “Hoş geldin ikramı” olarak sunulan kahvenin yanında bir de ev yapımı damıtma içki geldi masaya… Gürcülerin “cha-cha(ça-ça)” dedikleri bu sert içkiden daha sonraki günlerde bol bol tükettiğimi şimdiden söyleyebilirim.

   Konakladığım yer, Old City (Eski Şehir)’e çok yakın. Şehri ikiye bölen Kür Çayı’nın kenarından kısa bir yürüyüşle Rustaveli Avenue (Rustavelli Caddesi)’ne çıkılıyor. Buradan başlayıp rehber kitabım eşliğinde şehri akşama kadar delik deşik ediyorum. Benim, “Her gün 10 bin adım” prensibimle buraları nasıl da karış karış dolaşmış olabileceğimi düşünebiliyorsunuzdur.

   Tiflis bir çırpıda gezilecek kadar küçük görünse de beş günümü sıkılmadan geçirdim. Günlük klasik gezilerim Rustavelli’den başlayıp opera binasının önünden Freedom Square(Özgürlük Meydanı) yönünde oldu. Eski adıyla Lenin Meydanı denilen bu alanda Azizlik mertebesindeki asker St. George‘un bir dragonu öldürmesini hikaye eden dev heykeli var. Buradaki seyirci grubunu genellikle yaşlı erkeklerin oluşturduğu domino ve satranç gibi taş oyunlarının oynandığı banklarda gün boyunca yaşanan canlılık
unutamadığım anılarımdan oldu. Her gün mutlaka gelip dakikalarca oyun izledim.

   Adını sıklıkla kullandığım Rusatavelli Caddesi boyunca günlerce önünden yürüdüğüm pek çok tarihi binayı resimledim. Gürcistan Paramento binası, Kashveti Kilisesi, Ulusal Müze, Tiflis Opera ve Ballet Salonu, Rustaveli Devlet Tiyatrosu, Rustaveli Müzesi, Gürcistan Bilimler Akademisi ve Sovyet İşgali Müzesi sayabildiklerim. Bu arada opera salonu önünde Türk konsolosluğunca organize edilmiş bir klasik müzik konserinin afişi ile karşılaştım. Yurt dışında gururlanabileceğimiz o kadar az şeyimiz var ki, bazen bu kadar basit bir olay bile şovenist duygularımı kabartmaya yetiyor.

   Benim için tarihi binalar tabi ki görülecek yerlerdir. Ama en çok kalabalıklar arasında dolaşıp, daha canlı ve ülkeyi direkt yan
sıtan renkliliği yaşamayı severim. Size de bunu tadabileceğiniz bir yeri tarif edeceğim...

   Rustavelli Caddesinden Özgürlük Meydanı’na doğru yürürken Kachueti Kilisesi’ne gelmeden biraz önce sol yöne girin… Tblisi Marriot Hotel’in bulunduğu Gia Chanturia Caddesinden yürüyerek Dry Bridge Pazarı’na ulaşacaksınız. Kür Çayı kıyısındaki Dry Köprüsü ‘nün hemen başında, 9 March Park‘ında kurulan pazar Tiflis’in güzel sürprizlerinden biri… Burada birçok sanatçı kendi yaptıkları tablolarını satıyor. Bunlar haricinde antika Sovyet eşyaları bulabilirsiniz.

   Şehrin her tarafından görülebilen televizyon kulesi Mtatsminda Parkı’nda yer alıyor. Gezdiğim diğer yabancı ülkelerde yaptığım gibi Tiflis’te de kendimi bırakıp kaybolduğum oldu. Old Town’dan yeni yerleşim yerlerindeki en dar sokaklara kadar girip çıktım. Bu kayboluş bazen gece karanlığına kadar sürdü. Her baktığım yerden kuleyi görebildiğim için konakladığım yere dönmekte hiçbir sıkıntı yaşamadım. Yabancı ülkedeyseniz ve zaman sorununuz yoksa, geri dönebileceğinizi temin ederek o şehirde akşama kadar kaybolmanızı şiddetle tavsiye ederim. Tabi ki bu insanların ruh karakterleri, güvenlik veya zevk anlayışlarına göre değişebilir.

   Konukevinde beraber kaldığımız bisiklet gezgini iki Alman genci vardı. Onlarla tanışıp bir kaç gece beraberce khinkali (Gürcü mantısı) pişirip yedik. Göbekten vitesli bisikletleri için ülkelerinden posta yolu ile gelecek özel bir vites yağı bekliyorlardı. Uzun zamandır düşünüp bir türlü karar veremediğim Rohloff marka arka göbek vitesi hakkında olumlu anlatımlar dinledim. Ayrıca Almanya’dan başlayıp Türkiye üzerinden de geçtikleri bu turun buradan sonraki Japonya’ya uzanan ayağını konuştuk. Bu bilgiler benim için çok yayarlı oldu.

   Tiflis’de her şey tabi ki benim gezip gördüğüm veya kısa kesip anlatmadığım daha bazı hikayeler kadar değil. Pek çok turist için 2-3 gün dahi çok gelirken ben bir haftaya yakın kaldım. Dönüşümde  Ortacala Terminali’nden kalkan 
Metro Turizm’in gece otobüsüne binerek 25$ karşılığında Trabzon’a döndüm. Değil vize, pasaport bile olmadan sadece nüfus kağıdı ile gelinebilen bu ülkede kalmak son derece keyifliydi. Gürcistan daha sonraları da hem sırt çantalı, hem de bisikletli olarak gezdiğim yerlerden biri olacaktı.

   İlgimi çeken şeyler:

   -Düşündüğümün aksine kadınların giyimleri oldukça mütevazi… Bizim ülkemizde daha fazla sınır tanımazlık var.

   -İnsanların pek çoğu caddede yürürken bile karşılaştıkları her kutsal mekanın önünde durarak haç çıkarıyorlar. Ayrıca buranın Ortodoks kültüründe eşarp kullanımı halen var. Özellikle köylerden gelip sokakta sebze-meyve satan kara giysili kadınlarda bunu görüyorsunuz.

  Gece, şehrin bazı caddelerinde İstanbul’un Aksaray semtindekilere benzer “Batakhaneler” le karşılaşıp buralarda kafası koparılan Türk müşteriler için üzüldüm.

-Daha fazla resim görmek için (ALBÜM(TİFLİS Gezi) tıklayınız...