[ google-site-verification: google096b424537a64561.html googlecb521646d1f4a805.html] google-site-verification: google096b424537a64561.html
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pkemal?ref=tn_tnmn
Kemalettin Şanlı / GEZİ YORUM > Backpacking > Tours Biking > Trekking                                                                                                             Backpacking - Trekking - Tours Biking       
BİSİKLET TURLARIM

Bisikletle ATİNA'dan-TUNUS'a (Yunanistan-İtalya-Tunus-İtalya-Arnavutluk)



Bisikletle ATİNA'dan-TUNUS'a/Yunanistan-İtalya-Tunus-İtalya-Arnavutluk

(Türkiye-İzmir,Çeşme Limanı
Yunanistan-Chios Limanı,Pire Limanı,Patnas Limanı
İtalya-Brindisi,Taranto,Crotone,Sicilya-Messina,Catanya,Etna Yanardağı,Palermo
Tunus-Hammamet,Sousse,Safakes,Sahra Çölü-Tozeur,Douz,Kayravan,
İtalya-Salerno,Bari
Arnavutluk-Dures-Türkiye)2.401 km


İZMİR-ÇEŞME-CHIOS 
08 Kasım 2018,Perşembe

Sabah saatlerinde İzmir'deki evimden pedala basarak 7-8 saatte Çeşme'ye vardım. Komşuda daha pahalı olabilecek bir kaç çeşit erzak ve bol miktarda su satın alıp feribota bindim. Erturk Lines'a ait feribot bilet fiyatları mevsim sonu olduğu için biraz daha uygun ve yolcu sayısı azdı.(20€)
Bir buçuk, iki saat gibi kısa bir zaman sonra Sakız Adası'ndaydık...

SAKIZ ADASI (CHIOS)

Yine bu gece saat 23.00'de kalkıp Atina'nın Pire Limanına gidecek olan feribotumu bekliyorum. Artık pasaport kontrolü yok. Dolayısıyla bisiklet çantalarımı tek tek söküp x-ray cihazına girmeyeceğim.

Sakin kafayla parkta oturup büyük bir bira ile kendimi eğlendirdim. Zaman geldi ve gemiye binip araçlar bölümünde bisikletimi bağladıktan sonra üst katlardaki yolcu salonuna çıktım.

Geminin konforuna bayıldım. Daha önceki senelerde bindiğim bu hattaki Yunan gemilerinin o kirliliğinden eser yok. Oldukça bakımlı, koltuklar çok rahat ve her yer tertemiz. Belli ki, yıllar içinde sıkı bir yenilemeye gidilmiş.

Bir süre güvertede takılıp hareket saatini bekledim. Daha sonra içeri döndüm. Soğukluğunu kaybetmiş bir biram vardı. Yanında çerezle onu öldürdüm. Uyku tulumuna girip kalın halının üzerine -mat sermeden- kıvrılıverdim. Doğrusu, kıvrılıvermişim! Uykuya dalışımı hiç hatırlamıyorum.

Tüyo:
Biletimi bir iki ay önce Blue Star Ferries firmasına ait gemi için online satın almıştım.Normal olarak yakın tarihli bilet fiyatları bazen 40-50€ arasında seyrediyor.İlk baktığım zaman 20 euroluk bilet bulmama rağmen satın almakta geciktim. Çünkü hem ne zaman yola çıkacağımı kararlaştırmam, hem de Yunanistan'da kalmayıp yine feribotla İtalya'ya geçeceğim için her iki hattaki biletlerin tarihlerini ardı ardına denk getirmem gerekliydi.

Bunu kesinleştirdiğimde ancak 27 euroluk bilet alabildim. 
Limandaki şirket ofisine varıp, biniş kartınızı alarak gemiye biniyorsunuz. Gece boyunca içerideki yüksek fiyatlı Cafe&Bar tek alternatifiniz olacağı için yanınıza yiyecek ve içecek almayı unutmayın ;)

Günlük sürüş:92 km

PİRE-PATRAS(Yunanistan) 
09 Kasım 2018,Cuma

Sabahın ilk ışıklarında Pire limanı'na yanaştık. Buradan beni İtalya'ya götürecek olan geminin kalkacağı Patras'a süreceğim. Önümde üç günlük bir zaman ve 220-230 kilometre arasında mesafe var.

Günün ilk yarısında yollar biraz riskli ve az da olsa rampalıydı. Daha sonraları düzelerek sahil boyunca devam etti. Sık sık narenciye ve zeytin ağaçları arasından geçtim. Sahil boyunu takip ederek otoban ve demiryoluna paralel şekilde kâh denize sıfır, kâh çam ormanı derken güzel havada bisiklete binmenin keyfini çıkardım... Corint Kanalı üzerinden geçerken Isthmus Köprüsü'nde durup bol bol fotoğraf çekmeyi tabi ki unutmadım.

Kendimi erken kamp moduna sokmuştum.Kanalda iyice oyalanıp yakın bir yerde gecelemeyi düşünüyordum. Bu arada hava kararmaya başladı. Bir şeyler satın alıp keyifli bir ilk çadır gecesi geçirmenin hayalindeydim.

Alışverişimin içinde iki kutu 50 cl hacim ve %7.9 alkollü Perlenbacher birası da var. Kamp alanım ise tren yolunun hemen altındaki cadde üzerinde güzel manzaralı bir zeytinlik alan.Korint Körfezi ayağımın altında... 

Tüyo:
Atina tarafından Patras'a pedallarken Salamina Adası üzerinden gelirseniz yolunuz 15-20 km kadar kısalacaktır. Fakat önce adaya ve sonra Megara'ya geçmek için feribota binmenizin de bir zaman kaybı olacağını unutmayın. Ben feribotla geçmeyip uzun yoldan geldim. 

Avrupa'daki Alman kökenli sermaye markası olan Lidl marketler beni diğerlerinden daha çok çekiyor. Uygun fiyat politikası ile raflarındaki ürünleri cazip buluyorum. En çok sevdiğim şeylerin başında yüksek alkollü biralar ve özellikle İtalya'da daha fazla çeşitleri olup -pastörize sütler gibi- karton petlerde satılan sofralık şaraplar geliyor.

Fiyat bilgisi vereyim...
50 cl yüksek alkollü kutu biralar -ülkelere göre- 0,60 ile 0,90 € arasında değişiyor.Şarap fiyatları ise, karton petlerde 1L fiyatı 1.20€ civarında...Açılır plastik kapak ile kapaksız(yırtmalı)ambalajlar arasında küçük bir fiyat farkı var. Yetmişlik veya bir litrelik şişe şarapları da 2€ eurodan başlayan fiyatlarla bulabilirsiniz.En ucuzları bile bizimkilerden çok daha kaliteli olduğu için bence pahalı olanlarına bakmayın. Damağınızın fiyat farkı kadar kalite farkını ayırt edebileceğine güveniniz tam ise daha fazla para vermeyi deneyabilirsiniz. Beni sorarsanız, 3,50 euro üzerindeki bir fiyata şarap satın aldığım gün kendimi ayrıcalıklı hissederim. Ona vereceğim daha fazla parayı Türkiye'de kilosu 30-35€ civarında satılan İtalyan reggiano peynirine vermeyi tercih ederim.
Fiyat mı?.. Olgunlaştırma kalitesine göre bir kilosu 10-15 € arasında başlıyor.
İşte kamp gecelerinin en popüler yemek öncesi kahramanları bunlar...

Kamp Yerim:
37.919918, 22.981318

Günlük Sürüş: 94 km

Total Sürüş: 186 km


 Korint Kanalı


 Patnas



10 Kasım 2018,Cumartesi

Bugün Atatürk'ün ölüm yıldönümü.Çadırımı topladığım saatlerde kulağıma Türkiye'den siren seslerinin geldiğini  hissettim. Günlerin 10 kasımında saatler ne zaman dokuzu beş geçiyorsa bu yaşımakadar çocukluğumdaki hüzünün hep aynısını yaşamışımdır.Bundan sonrasını da böyle yaşayacağım.

Yunanistan'daki ikinci sürüş günüm yine keyifli geçti. Yol durumu ve doğasal benzerlik bizim Ege ile aynı; denize paralel, bir yanımda bazen çamlık bezen zeytinlikler, kimi zaman nar ve narenciye bahçeleri ile diğer yanımda deniz olmak üzere yüz kilometreden fazla yol katettim.

Akşam üzeri yine keyifli bir gece geçirmenin peşindeydim. Alışverişle son hazırlığımı tamamlayıp uygun çadırımı kurdum. Yarın için sadece 30 km kadar sürüş yaparak -muhtemelen iki saati bulmadan- Patras'a varmış olacağım.

Tüyo:
Eğer başka bir konfor isterseniz sadece bir kilometre daha devam edip
"Camping Tsolis" adlı işletmeye varıp, burada ücretli kalmayı tercih edebilirsiniz. 

Kamp Yerim:
38.317775, 21.979041

Günlük Sürüş:110 km
Total Sürüş:296km


PATRAS
11 Kasım 2018,Pazar

Sabah erken kalkmak için sebep yoktu.Kahvaltı sonrası uzun süre takılıp kahve keyfi yaptım. Yolda sürüş yaparken de çok sık durup meyve bahçelerine daldım. Nihayet 34 kilometrelik pedal keyfinden sonra bir kilisenin önündeki parktaydım. Pazar ayini sonrası kilise çıkışındaki meydanda hamur işi gevrek dağıtılıyordu. Biraz ben de aldım. Yanında da kahve ve meyve suyu ikramı vardı; kahveyi tercih ettim.

Gemiye binmek için daha çok zaman var. Şehri gezerek vakit geçirdim. Bu arada beleş internet bağlantısı bulup evimle görüştüm.Sahil boyundaki geniş parkın içinden limana kadar sürdüm. Hava güzel, insanlar kendilerini sokağa atmış.Bu yol üzerinde bir gösteriden dönen folklorik kostümlü gençlerle tanıştım.Birlikte resim çektirdik.

Limanda biniş kartımı aldım.Kontrol noktasında x-ray görevlisi camping gazı olup olmadığını sordu.  
Yasakmış;
İki yarım litrelik kartuşu ellerimle teslim ettim.
Şu boktan işe bak ya!
İtalya'da tekrar kartuş aramak ve boşuna para vermek zorundayım.

Gemi de boktan!
Öyle ulu orta yatmak yasak. Her yere onlarca uyarı yazıları asılmış, kamp yapmayınız diye... Bakalım Brindisi'ye kadar 15-17 saatlik yolculuğum nasıl geçecek?

Tüyo:
My Market zinciri bu bölgede çok yaygın. Her mağazada bedeva wi-fi bağlantısı var.Bugün pazar; kapalı olmalarına ragmen wi-fi açık. Dünyanın her yerinde bazı yerel yönetimler açık alanlarda free wi-fi uygulamasına gidiyor. Kilise, hastane,polis merkezleri,havaalanları,parklar ve bazı alışveriş merkezlerinde de şifresiz bağlantı bulmak mümkün. Ayrıca harita olarak cep telefonunuzda MapsMe yüklü ise, size free internet lokasyonlarını gösterecektir.

Grimaldi Lines'ın kendi sitesinden online bilet kestirmeniz mümkün. Bilet satışı yapan aracı firmaları da mutlaka kontrol edin. Bazen onlar daha uygun olabiliyorlar.
Ben, Sakız'dan Pire Limanı'na gelmek için kullandığım diğer geminin tarihini ayarlarken erken bilet almakta biraz geciktim.Bu yüzden daha önce 30€ civarında gördüğüm bileti, daha sonra 40€ ödeyerek aldım. Bazen bilet satışına bakarak -yolcu kapasitesini dolduramayacaklarını anladıklarında- başlangıç fiyatının daha altına düşebildiklerini aklınızda bulundurun.
Bir de gaz tüpü ile bu gemiye binemeyeceğimizi unutmayıp, moralinizi ve bütçenizi koruma altına alın...
Rastgele!


Günlük Sürüş:34 km
Total Sürüş: 330 km


BRİNDİSİ-SİCİLYA

TARANTO
12 Kasım 2018,Pazartesi

Gemide tırcı tayfasının içinde kaldım.Aileler odalarına çekildiler. Zaten araçsız yolcu sayısı çok azdı. Kamyoncular sürekli politika tartışıp durdu. Sky TV de Milan-juventus maçı vardı. Ben de uzun süre ona takıldım.Juventus 2-0 kazandı.

Bir ara yemek salonun açıldığı ile ilgili anons yapıldı. Benden başka neredeyse herkes yemeğe oturdu. Çantamda nevalem var. Buna rağmen paraya kıyıp hovardalık yapayım dedim. Kapı önündeki menüye baktım; Çorbalar 5€, et yemekleri 12-24€ arasında...
Yolcu salonuna girer girmez bir şişe biranın 4€ olduğunu gördüğüm halde, yemek fiyatlarının bu kadar yüksek olabileceğini pek doğru tahmin etmemişim. 

İnsanlar kendi ülke standartlarına göre yaşıyorlar.
Düşünüyorum da bize uçuk gelen fiyatlar onlar için gayet normal. N'olacak yani? Günlük ortalama 100€ kazanan biri için koca porsiyon et yemeğine 15€ ödemesi doğal değil midir? Çoğu alt gelirli görünen kamyoncular bile bu yemekleri -hem de bira ve şaraplar eşliğinde- afiyetle yediler. 

Gece saatler ilerledikçe ortalık tenhalaşıyordu. Salonda sabahlayacaklarını düşündüğüm bu tayfanın neredeyse tamamının kamaralı bilet sahibi olduğunu gördüm. Hepsi odalarına çekilip, sabah kahvaltı anonsuna kadar uyudular.
Biz bir kaç kişi, gece vardiyasına yeni başlayan restoran çalışanları ile başbaşa kalmıştık.

Kanepelerde uzanan kimse yok. Duvarlarda asılı yasakları anlatan İngilizce ve İtalyanca bildirilerin acımasız despotluğu altında ezik durumdayım.
Masaya başımı dayayıp uyumaya çalışırken genç bir gemi personeli "Amigo!" diye seslenip, ayakkabılarımı çıkararak kanepede yatmamı işaret etti. 
Kurallardan asla ödün vermeyen Avrupalı'dan gördüğüm bu Türk versiyonu jest bana ilaç gibi gelmişti. Uyku tulumunu çıkarıp suni deri ile kaplanmış yumuşacık koltuklara uzanıverdim.

Sabah kahvaltı servisi için yapılan anonsla uyandım. Salon dolmadan acele ile kalkıp toparlanmam gerekiyordu.
Kendi yemeğimi yedikten sonra üzerine 1.30€ verip filtre kahve içtim.
Gemi Birindisi'ye saat 10.00 da yanaştı. 
Schengen bölgesi içinde seyahat ettiğim için herhangi bir kontrol noktasına takılmadan gemiyi terk edip pedala başladım.

Yollar düz... S7 yolu için bisiklet yasağı tabelası vardı. Şehri başka noktadan çıktım. Bu arada Decatlon'dan gaz kartuşumu satın aldım. Fiyatı bizimki ile aynı sayılır. (230 g/5€)

Hava nefis; altımda kısa şort ve üzerimde kolsuz t-shirt var. S7 karayolundan ve bazen buna paralel alternatif yoldan 62 km yapıp Taranto'ya yaklaşım. 

İtalya'daki ilk gecem. Montale yolu üzerinde Taranto Havaalnı'na yakın bir pozisyondayım. Şehir merkezine girmeden iki yolun kesiştiği kanal kenarından girip ağaçlık bir tarlayı uygun kamp alanı olarak seçip çadırımı açıyorum.

Lidl'dan biraz alışveriş yapmıştım. Gecemin keyifli olması için tüm şartlar elverişli.  Patates ile haşlama pişirmek üzere 2.80€ verip yarım kiloya yakın iki büyük dilim kuzu incik satın aldım.
Tabi ki alışverişimin içinde ayrıca peynir ve şarabım da var. 

Kamp Yerim:
40.49656, 17.417489

Günlük Sürüş: 62 km 

Total Sürüş:392 km


13 Kasım 2018,Salı

Taranto deniz kenarındaki Aragonesse Kalesi, temiz ve bakımlı kordon boyu ile harika bir şehir. Tarihi dokunun iyi korunduğu, fazlaca sayıda eski yapıları olan bir ülke İtalya... Bizde hem yok, hem de -maalesef- var olanı korumaktan aciziz. Böyle söyleyince de dışarıya özentili olmakla suçlanıyoruz. Evet, insanın kendi ülkesini acımasızca eleştirmesi üzücü; ama keşke gerçek olmasa...

Günün tadını çıkarıyorum.Enginar tarlalarını çevreleyen kaktüslerin başında neredeyse bir saat takıldım. En az 7-8 tane kaktüs meyvesi yemişimdir.
Daha sonra denize girdim.
Hava bu mevsim için bunaltıcı ölçüde  sıcak...

Sürüşüm artık genellikle sahilden devam ediyor. Taranto ve sonrasında çizmenin topuğunun iç tarafında, tabandayım. Buradan burnuna kadar devam Sicilya'ya geçeceğim.
Oradan da ver elini Afrika toprağı, Tunus...

Akşam üzeri pedallarken çok geniş bir koruluğun yanından geçiyorum.
Deniz kenarında tabelasını okuduğum Lida Luna Rossa adlı bir tesis ve onun da yanında bir başka işletme var. Her ikisi de hareketli görünmüyor.
Kamp atmak için dört dörtlük bir yer. Ağaç,deniz ve kum...

Tüyo:
Yunanistan ve diğer pek çok Akdeniz Ülkeleri'nde frenk inciri, dikenli incir veya hint inciri olarak da söylenen kaktüs meyvesini yıllardır yerim. Damar sertliğine iyi geldiği ve antioksidan olduğu söyleniyor.

Ayrıca meyvesi dışında etli yaprağının da son yıllarda Güney Amerika mufağından esinlenerek Türkiye'de  yenildiğini biliyorum. Sanal ortamda -bizdeki adıyla kaynana dili denilen- bu bitkinin dikenleri temizlenip soğan,domates ve sarımsakla birlikte nasıl pişirildiğini anlatan türkçe videolar var.
Meraklısına afiyet olsun!

Kamp Yerim:
40.307804,16.790176

Günlük Sürüş:108 km
Total Sürüş:500km


14 Kasım 2018,Çarşamba

Sabah kahvesinden sonra iç kesimlere yöneldim. Yolum biraz uzayacak, ama görülecek yerlerden biri olarak haritamda işaretlemiş olduğum çok önemli bir nokta var;Rocca Imperiale...
Burası 3.500 civarında nüfusu olan  eski bir komün.

Biraz rampalı yoldan geldiğim için girişte hemen bir bakkalın önündeki ahşap banka yerleştim. Ağızımı tatlandıracak ıvır zıvırlar aldım. Bu tıkınma benim için aynı zamanda öğlen yemeği oldu. Sabah kahvemin fazlasını koyduğum termosumu soğutmadan çıkarıp keyif yaptım.
Bu arada da bol bol fotoğraf çektim.

Yerleşim bir tepeye kurulmuş.En zirvede imparatorluğun kalesi var. Eteklerden aşağıya doğru diğer yerleşim birimleri sıralanıyor .İçlerinde insanların ikamet ettiği tamamen taştan inşa edilmiş evler var.  Yürürken sanki karşınıza aniden bir şovalye çıkacakmış hissi veren daracık sokaklarıyla tarihin içindesiniz.
Şaşılacak şekilde korunmuş ve eski çağlardan beri halen ruhunu koruyan muhteşem bir görüntü.

Haritamda bu bölgeye yakın işaretlenmiş görülmesi gereken bir nokta daha vardı. Buradan 15-20 kilometre sonra deniz kıyısındaki Castello Federicano/Federikano Kalesi...

Yol, denize bakan kalenin tam yanından geçiyor. Daha iyi görüntüler almak üzere yukarıdaki köylere çıkan bir yan yola tırmanıp, manzarayı tam altıma aldım. Dakikalarca resimler çektim. Bir yandan da yoldaki ağaçlardan topladığım göz hakkı mandalinalardan yedim.

Güzel bir hava; pürüzsüz bir yol ve keyifli bir sürüş...
Dalmış gidiyorken birden tadım kaçtı, üzüldüm. 
Yol boyunda iki fahişe; İkisi de Afrika kökenli çocuk yaşta kadınlar...
Dünyanın adaletsizliğine insanın içi burkuluyor. Düşünün Afrika nere, buralar nere?

Bu geceki kamp yerim, denize sıfır konumda güzel bir yeşillik alan olacak.
Deniz, yol ve hemen gerisinde ekinleri kaldırılmış bir tarladayım.
Çadırım suyun en çok 30 metre gerisinde.
Hemen arkamda -çok uzak sayılmayacak mesafede- küçük yerleşim yeri var.Ama rahat ve korkusuzum. Kapıkuleden çıkınca ne hikmetir ki, kendimi daha güvende hissediyorum. Mükemmel bir yer. Ben de mükemmel bir kamp yemeği öncesinde çadırımı kurarken bir yandan da biramı yudumluyorum. 

Kamp Yerim:
39.944605,16.613888

Günlük Sürüş:101 km
Total Sürüş:601 km

 Brindisi


 Taranto



 Cosenza, Rocca İmperiale



15 Kasım 2018,Perşembe

Arada bir rampalara denk geldiğim oluyor. Bunlardan bir tanesi yüzde onluk bir açıdaydı. Tek zorlandığım nokta burası oldu.

Sürekli sahil yolunu takip etmekteyim. Şimdilik çizmenin tabanında ortlarda bir yerdeyim. Sicilya'ya geçeceğim Reggio Calabria Bölgesi'ne bir kaç gecelik yolum kaldı.

Turumun en uzun sürüş rekorunu bugün kıracağımı düşünüyorum. Rotamda görülmesi gereken önemli noktalar olmadığı için fazla oyalanman sürekli pedal çevirdim. 

İtalya'da da bizde olduğu gibi bu aylarda zeytin hasat ediliyor. Tarlalarda hareket var. Tayfaların tamamen kara derili insanlardan oluştuğunu görüyorum. Afrikalıların yanında Bangladeş'den gelen sığınmacılar çalışıyorlar.

Bu bilgileri bizzat Samim isimli Bangladeşli kardeşimiz verdi. Sekiz yıldır bu İtalya'da olduğunu ve ancak iki yıl öncesinde iltica başvurusunun sonuçlandığını anlatıyor.

Uzun süredir iki defa denize girip birinde duş alabildim. Bir de köy çeşmesinde başımı yıkamıştım. Günlük olarak her gece belden yukarımı ve ayaklarımı yıkayarak yatıyorum. Artık bu gece iyice temizlenmek umudu ile yolumun üzerindeki ağaçlılık içinde Lo Lonio isimli bir Kamping'in kapısına dayandım. Fakat uzun süre görevli bakındım,ama kimse yok.

Sağ yanımdaki bir kaç evden oluşlan yerleşim bölgesinin biraz uzağında çadırımı kurdum. İlerideki plajda denize girip -eğer şansım varsa- duşlarda yıkanabileceğim.

Kamp Yerim:
38.938935,16.972555

Günlük Sürüş:131 km

Total Sürüş:732 km
 

16 Kasım 2018,Cuma

Fazla uzun bir sürüş olmadı. Bugün yağmur olumsuz etkiliydi. Havamda değildim. Pek çok defa bir yerlere sığınıp aşırı sağanağın geçmesini bekleyip uygun gördüğümde panço giyerek yoluma devam ettim.

Akşam üzerine yakın sıkı bir rampa üzerindeydim.Kara talih, iki defa lastik patladı.  İkincisi benim yüzümden oldu. Kısaca tamir hatası... Dış lastiği o kadar dikkatle kontrol etmeme rağmen katil cam parçası elime gelmekten kurtulunca tekrar iş çıkarmış oldu. Yağmur aralıklı olarak bastırıp geçiyor. Bir benzinciye sığındım.

Günün sonunda Soverato sırtlarındayım. Yolun kenarında ağaçlık bir alanın içinde küçük bir tapınak gördüm. İzin alarak kalabileceğim güzel bir yer. Baktım görevli kimse yok, ama İsa'nın yanıbaşında mumlar yanıyor. Acaba birileri gelir mi diye düşünürken bir araç yanaştı. Benim yaşlarımda bir adam inerek önce selam verdi ve ardından açık tapınakta bir kaç tane mum yaktı. Uzunca süre saygıyla izlediğim dua seromonisi bittiğinde adama "kalabilir miyim?" diye zarf attım. İngilizcesi çat-pat... Arada İtalyanca'yı da kullanıyor.

Ağaçlar arasındaki -sırtını kayalara dayamış- bu küçük sevimli tapınağı yakındaki bir otel sahibinin yaptırdığını anladım. Arada bir eleman gönderip bakımını yaptırıyormuş. Çadır açmamın sorun olmayacağını, bu saatten sonra da kimsenin gelmeyeceğini söyledi. Konuşurken arada omuzuma dokunarak samimiyetini gösteriyor, bana cesaret vermeye çalışıyordu. 

Bugünün anısı da böyle olacakmış.
Belki bir hıristiyan olsaydım, kendimi çok daha şanslı hissedebilirdim.  

Kamp Yerim:
38.68245, 16.549776


Günlük Sürüş :59 km
Total Sürüş:791 km

  Catanzaro,İtalya




17 Kasım 2018,Cumartesi

Sabah çadırımı kurutmak için biraz geç çıkmama rağmen, bugün yüz kilometreyi görebileceğimi sanıyorum. Hava beklediğim kadar kötü değil. Arkamdan esen aşırı rüzgarın desteklediği bir sürüş oluyor.

Öğle üzeri sahilde bisiklete binen gençlerin yoğun ilgisine maruz kaldım. Biraz da sürü psikolojisi ile toplanıp  beni soru yağmuruna aldılar. Tabi ki, içlerinde bisikletle ilgili konularda ciddi soru soranların yanında makara yapanlar da çoktu. Çocuklar her yerde aynı saflıktalar...

Bu akşam kalabalık olmayan bir karavan alanında yer buldum. On taneye yakın karavan var. Sezon dışı olduğu için para ödemeden kalıyorlarmış. İşletmeci elektiriği kesmiş. Mevcut karavanların pek çoğunda güneş panelleri var. Eğer sinsinesini boşaltmak isteyenler olursa 10€ ödemek zorundalarmış. Duş falan yok, ama alanda bir kaç tane çeşme var. Görevli  ortalığı konrol etmek için her gün bir defa uğrayıp gidiyormuş.

Uzun zamandan beri ilk defa komşularım oldu.  Bütün bu bilgileri çadırımı kurarken bana sohbete gelen yaşlı bir Alman karavancıdan aldım.
Amcanın adı Werner... 
Birlikte çadırımı kurarken aracın dolabından getirdiği iki kutu birayı içtik. Genel olarak cimrilikleri ile tanınan bu insanların içki ortamında bonkör davranabilecekleri sizi şaşırtmasın.

Yemeği bol, çekirdek çitleyip çerezler ve yanında bir sürü abur cuburu tıkındığım bir gece oldu. Karavancı amca gece fırtına çıkabileceğini söylemişti. Bu yüzden tedirgindim. Çok kuvvetli olmadı.

Kamp Yerim:
38.093941, 16.155323


Günlük Sürüş:92 kım
Total Sürüş:883 km


 Kaktüs (Frenk İnciri)


 Reggio Calabria (Karavan Kamping)


18 Kasım 2018, Pazar

Bugün Riaci Cappo tabelasını okuduğum sahil kasabasındayım. Aşağıda güzel görünen bir manzara var. Hava iyi değil. Fazla devam etmeden günümü tamamlamak üzere alışveriş yaptım.

Menü de hazır yıkanıp doğranmış salata malzemesi ve haşlanmış yeşil mercimek var. Biraz peynir ve yumurta ile mercimekli salatama proteğin desteği vereceğim. Sirke&limon ikilisi sosumu -yanımda getirdiğim- zeytinyağı ve tahin ile zenginleştirince de ortaya harika bir bomba çıkacak... 

Yüksek karbonhidratlı yiyeceklerden ve konservelerden her ne kadar uzak durmaya çalışsam da bazen mecbur kalabiliyorum. Gerçi İtalya'da sıklıkla ve severek tükettiğim -karton ambalajlı-haşlanmış mercimek,nohut, kırmızı barbunya veya iri kuru fasulye gibi tahılların et içeren diğer konserveler kadar zararlı olmadığı inancındayım.


Kamp Yerim:
Lokasyon kaydı not edilmemiş... 

Günlük Sürüş:47 km
Total sürüş:930 km


MESSİNA (İtlaya)
19 Kasım 2018,Pazartesi

SİCİLYA'YA GEÇİŞ

Sabah kuru ve rüzgarsız bir havada uyandım. Bulunduğum nokta çizmenin burnuna çok yakın. Bugün kısa bir sürüşle Sicilya Adası'na geçeceğimi düşünüyorum. Karavancı Werner eğer fırtına olursa gemilerin aralıklı sefer yapabileceğini söylemişti. Ama havaya bakılırsa şimdilik böyle bir ihtimal olmayacağı görünüyor.

Reggicio Calabria Limanı'na geldiğimde sadece ağır vasıtalar için gemi olduğunu, 15 km kadar kuzeyde Villa San Govanni Limanından binebileceğimi öğrendim. Tabi ki, burada  kullandığım (Google Map ve MapsMe) her iki haritanın da doğru bilgi veremediği ortaya çıkmış oldu. Oysaki araç,bisiklet ve yaya olmak üzere bütün modlarda arama yapmıştım. 

Feribota binmek için sadece 2.50€ ödedim. Gemi Sicilya'da Messina merkezinin en uzağındaki kuzey limanına yanaştı.

Şehir turistik olmasa da  Limanları ile Sicilya'ya geçiş noktası oluşturduğu için hareketli, güzel bir yer. İşlek bir caddede Türk restoranı bile var. Avrupa'da Türkçe isimle gördüğünüz her işletmenin mutlaka bir Türke ait olduğunu düşünmeyin. Buralarda çoğunluğu döner satan Türkçe isim takmış Ortadoğulu Araplar, Kürtler veya daha doğudan gelen Pakistan ve Bangladeşli işletmeciler bile var.
Bazen Afrikalı dönercilerle de karşılaşabilirsiniz.

Hava patlak, fırtına ve aralıklı yağmur var.
Önce şehri gezip Catania yönünde sürebildiğim kadar ilerledim.
Bir yandan bisiklet sürülmeyecek kadar aşırı şiddetle yağma olasılığından korktuğum yağmur, diğer yandan havanın kararması sebebiyle erkenden kamp yeri bulma telaşım başladı.
Çantalarımı söküp, bisikletimi de elimle taşımak zorunda kaldığım bir kamp yeri buldum. Yolun korkuluk olmayan bir bölümünden girilen sırt noktasındayım. Tamamen ağaçların içinde, zahmetli olsa da buna değecek güzellikte ve hiç kimsenin erişemeyeceği harika bir konum...

Kamp Yerim:
38.055545, 15.476773

Günlük Sürüş:65 km  
Total Sürüş:930 km


CATANYA
20 Kasım 2018,

Bazen benim bu yaptıklarımı kaç kişi yapar, diye düşünüyorum. Yapabilir değil; kaç kişi yapmak ister ve kaçı yapabilir? Herkesin macera anlayışına göre göreceli bir durum olsa gerek...

Şu anda benim yerime düşünsenize, eviniz ve birlikte yaşadığınız insanlar nerede, küçücük bir çadır içerisinde ben neredeyim?

Fakat bir yandan da şunu düşünün... Yarın Etna Yanardağı'nın defalarca lavlarını püskürttüğü bir kraterine tırmanacağım.
Evet, kimbilir Romalılar ve daha eski medeniyetlerin kuvvetli ordularını oyuncak etmiş ve kaç kez yutmuş, Yunan mitolojisinde ateş canavarlarının tanrısı Tifon'un altında yattığı söylenen Etna Yanardağı'ndan söz ediyoruz.
Eminim ki, bundan heyecan duyabilecek çok insan vardır.
Ah! Bir de yola çıkabilseler!

Tahminlere göre bugün hava iyi gösteriyor. Öğleye kadar 80 kilometrelik sürüşle Taormina'yı geçip Saat 13.00 gibi Katanya'ya ulaştım.

Etna ile her kuşakta dost yaşamayı bilen volkan çocukları Katanyalılar, onun tüm huyunu biliyorlar. Çıkardığı duman bugünkü gibi beyaz renkte ise tehlike yok demekmiş. Eğer bu duman daha az görünür olup da mavimsi bir renge dönüşürse durumun kötüye gittiğinin işaretleriymiş. 

Değişik noktalardan çıkılan Etna'ya genelde Messina ile Katanya arasındaki Taormina'dan başlamayı tercih edenler hakkında bilgiler almıştım. Geliş yönüme göre burası yolumu da kısaltacaktı. Fakat buna rağmen ben tercihimi Katanya'dan başlamak yönünde kullandım. Önce şehri gezecek ve sıkı bir nevale hazırlığından sonra Bove Valley'e tırmanmak üzere yola çıkacağım.

Akşam üzeri karanlık çökene kadar 15 km daha Etna yönünde sürüp 571 rakımlı Zafarana'ya bir kaç kilometre kala Fleri'de bir parkta çadırımi açtım... Yükseldikçe rüzgar ve soğuk artmaya başladı. Yarın sabah buradan başlatayıp Yukarı Slvestri Kraterleri (Crateri Silvestri Superiori)'ne tırmanmış olacağım.

Kamp Yerim:
37.654456, 15.098113

Günlük Sürüş:108 km
Total Sürüş: 1.038 km 


ETNA YANARDAĞI

21 Kasım 2018,Çarşamba

Sabah saat 10.00 gibi başladığım tırmanış 24 km sonra Crateri Silvestri Superiori'de tamamlandı.Yol boyunca bana eşlik eden pek çok bisikletliye rastladım.Bunların bir kısmı tüm yüklerini aşağıda bırakıp boş bisikletlerle tırmanan benim gibi yabancı turcular, diğerleri ise yol-yarış bisikletleriyle performans turuna çıkan yerli bisikletçilerdi. Ben gecemi zirvedeki turistik otellerde geçirmeyeceğim için çantalarımı taşımak zorundayım. Bir gece çadırda kalıp Etna'nın tüten kraterlerini seyredeceğim.

Tırmanış öyle korkulacak kadar zor değil.Silvestri Krateri'nin rakımı 1.986 metre olarak biliniyor. Dağın en uç krateri ise 3.350 metre; ancak patlamalarla bu yükseklik değişebiliyormuş.

Zafarana'dan sonra yerleşim yok, rampalar iyice zorlaştı. 
Yol kalitesi düşük. Bazı noktalardaki dik eğimler insanı aşırı ölçüde zorlarken, bazen de genişletilmiş virajlardaki düzlükler pedalı yumuşatıp dinlenme imkanı veriyor.

Görsel olarak aşağınızda harika bir Sicilya manzarası ve her viraj dönüşünüzde ise yukarınızda Etna'nın beyaz dumanı tüten karlı tepesi ile birliktesiniz. Çevrede artık yeşillik kalmadı. Lav cürufları ortalığı karartıyor. Bazen yolunuz rüzgarla birikmiş küllerin içinden geçiyor. Yükseldikçe volkanik görüntüler çoğalıyor ve bu atmosferde kendinizi bir başka gezegende sanıyorsunuz. 

Aşağıda kolsuz t-shirt ve kısa şortla başlayan sürüş günün sonunda kat kat giyime döndü. Silvestri Krateri, Unesco korumasında turistlik bir bölge... İtalyanlar da bunun parasal getirisini iyi kullanıyorlar. Günlük tur organizasyonları ile daha yukarılara çıkıp günübirlik treking yapma imkanı var. 

Teleferik sabah 09.00 da başlıyor, 16.00 da sonlaniyor. Dolayısıyla daha seyir tepesine teleferikle çıkmak için çok geç oldu.Etna'nın ana krateri hemen önümde, 1986 metreye kadar tırmanmışım. Bir bisikletli için bu kadarı yeterli. Bu turumda daha yapılacak çok şey var. 

Zirvedeki aşırı rüzgar ve soğuktan kaçmak için Crateri Silvestri'den biraz alçalmak gerekiyordu. Onbeş km kadar rampadan salıp biraz aşağılara iniyorum. Gündüz saatlerce tırmandığım anamı ağlatan yolun büyük bir kısmı, beş on dakikada bitiverdi.

Burada bir çadır kurup Etna'nın eteğinde yatma zamanı...

Kamp Yerim:
37.696087,15.082959

Günlük Sürüş: 42 km
Toplam Sürüş: 1.080

 
22 Kasım 2018,Perşembe

Milli Park'ta, dağın eteğinde tüten dumanları seyrederek geçirdiğim değişik bir gece oldu. Rotamdaki önemli gördüğüm etkinliğin birini tamamlamış durumdayım. Bundan sonraki her anım yine çok önemli tabi ki, ama Palermo'yu görmek ve Tunus'da Sahra Çölü'ne inmek için can atıyorum.

Bu arada Baba filminin çekildiği ve gerçekte de mafya kasabası olan Carleone'yi görmekten vazgeçtim. Rotamda burası ve çok insanın önemli gördüğü bazı turistik yerler yok...

Etna'dan indiğimde saat 11.00 civarıydı. Katanya'ya doyamadım. Dağı aşağıdan, -şehrin değişik noktalarından- defalarca resimledim. Caddelerinde pedal çevirip kahve içtim. Kısacası akşama yakın saatlere kadar bu bölgenin tüm kokusunu aldım. Artık kendime yatacak bir yer bulmalıydım.

Yola devam istikametinde şehrin biraz dışına çıktım. Hava kararmış durumda ve ben deniz kenarındaki  beleş bir kamp alanında ağaçların arasında biramı yudumlayarak çadırımı kuruyorum.

Kamp Yerim:
37.450389, 15.084013

Günlük Sürüş :54 km
Total Sürüş: 1.134km

 

 Etna, Cretieri Silvesti


 Etna, Cretieri Silvesti



23 Kasım 2018, Cuma
(Urban Pop 2 B&B)

Sabah kamp alanında fazla kalamazdım. Şahısa ait bir yerdeydim. Seri bir şekilde toparlanıp ters yöne sürerek şehir  merkezine geldim. Katanya'da internet bağlantısını kullandığım bir pastane vardı. Önce oraya uğradım. Kahvemi içtim. Whatsapp üzerinden memleket görüşmelerimi yaptım. Sonra Lidyl'dan eksiklerimi tamamlayıp suyumu aldım ve hazırlanırken birden yola çıkmaktan vazgeçtim.

Kendimi kısa kısa en dayanılmaz noktaya kadar getirip, birden bire ipleri salıvermeyi seviyorum. Kaç gündür yatak yüzü görmemişim. Düşündüm de, şimdi bir otel odası bulup erkenden giriş yaparak gündüzü geceye katıp uzun uzun bir keyif yapsam güzel olmaz mı?

Hemen ücretsiz bağlantı yapabileceğim kafeye sürdüm. Avrupa genelinde konaklama fiyatları çok uygun değil. Ayrıca tek kişi olduğunuzda daha da pahalıya geliyor. Telefonumdan bulabildiğim en uygun yere yerleşiyorum. Gecelik 18+2€ şehir vergisi ile 20€ ödediğim kahvaltılı bir mekan... Mutfaklı olması en önemli avantajı...

Asansörlü bina olduğu için bisikletimi yukarı çıkarmakta hiç zorluk çekmedim. İngilizce yanında Almanca da konuşuyor olmaları konforumu daha da yükseltti.

Tüyo:
Dorm denilen çokğu zaman ranzalı koğuş tarzı odalarda kalırsanız, çok daha hesaplı konaklama şansınız olabilir. Ben daha gençlik yıllarımda  bunu tercih ederken, artık öyle 6-8 ve hatta 10-12 kişilik karma yatakhanelerde kalmayı tercih etmiyorum.
Olgun yaştaki gençler bilirler; artık bizim için o kadar da  iç-içe sosyalleşmek rahatlığımızı bozuyor. 

Kopnaklama Yerim:
Urban Pop 2 B&B

Günlük Sürüş:19 km

Total Sürüş:1.153 km


PALERMO
24-25 Kasım,2018 (Liolà B&B Palermo)

Dün gece defalarca banyoya girip, defalarca yemek pişirdim. Dağ bayır çadırda kalmalardan sonra bu lüksiyet beni tembelliğe sevk etti. Şu anda Katanya'dan Palermo'ya tren bileti almayı düşünüyorum. Yani, önümde Palermo'dan başka ille de görmek istediğim bir hedef yok; boşuna kendime eziyet etmemeliyim.
Daha yaşanacak çok şey var.

Evet, kararım kesin; hazır wi-fi varken otelden çıkmadan Palermo için konaklayacak bir yer ayarladım. Tunus feribot biletim ve diğer bütün planlarım tamam; ver elini Palermo... 

Tren çok küçük ve tenhaydı. Tamamı üç vagon...Belki haftasonu olduğu içindir, diye düşünüyorum.Orta vagonda bisikletimle tek başınaydım. Daha sonra binenlerden bir kaç kişi daha burada oturmayı tercih etti. 

Kocaman çantalarla yüklü bir bisiklet, rahatlıkla ek ücret olmadan trene biniyor. Ne kadar rahat yolculuk. Hiçbir şekilde bizim otobüs muavinleri gibi stres yaratan kimseler yok.

Telefonumu şarja takıp arada bazı istasyonlarındaki wi-fi hizmetinden yararlanıyorum. 

26 Kasım öğleninde Palermo'dan Tunus'a gidecek olan 12.30 gemisine bineceğim. En geç saat 11.00'de limanda olmam gerekiyor. Buna göre hesaplandığında  şehirde geçirilecek tam 48 saatim var. Yeterli olacağını sanıyorum.

Şehrin en önemli caddesine dalıp otel giriş saatine kadar bisikletimle gezdim. Saat 15.00 'de konaklama evime geldim. Tek kişilik oda, ortak kullanılan mutfak var. Benim için harika bir yer. İşletmeci genç yaşlarda konuşkan biri... Beş altı kişilik Uzakdoğulu genç guruba İtalyanca dersi veriyordu. Aynı zamanda gençler burada konaklıyorlarmış. Hepsi ile tek tek tanıştırıyorum. Ekonomik bir mekanda konaklama adı altında dil okulu yöntemi... Benim ödediğim iki günlük kahvaltılı ücret toplamı 34€...

İlk günün uzunca bir bölümünü dinlenerek geçirdim. Gündüzünde sadece bir kaç saat gezdiğim şehre akşam üzeri tekrar çıktım. Dönüşte yiyecek takviyesi yapmak üzere bir büyük marketteydim. Günlerce zor koşullarda pedal çevirmekten kendimi yoksun hissettiğim için ödüllendirecek birşeyler aldım.

İkinci gün sabah çıkıp bazı önemli yerleri harita yardımı ile gezdikten sonra telefonumu kapatarak geç saate kadar şehrin nerede olduğumu bilmediğim sokaklarında kayboldum.
Turistik yerlerden uzaklaşıp ara mahallelere daldım. Buralarda günlük yerel yaşamı gözlemledim. En ilginç geleni İtalya'nın çok yerinde bilinen, ama en çok Sicilya'da oynanan kağıt oyunu briscola oldu.
Nasıl bir tutku ise bu, caddelerde parklarda, deniz kenarında her yerde rastlayabileceğiniz bir kağıt oyunu...

Sicilya'nın başkenti pek çok film ve edebiyat dünyasına konu olmuş, fazlasıyla tanınan bir yer. İnsanlar mutlu görünüyorlar. Trafiğe kapatılmış geniş caddeler masalarla donatılmış. Pastane,kafe, restoran gibi işletmeler tıklım tıklım. Herkes hafta sonunun keyfini çıkarıyor.

Burada huzuru koruyan atlı polislere rastlıyorum. Çocukluğumun istanbul'unu anımsatıyorlar. Bilenler bilir, bir zamanlar bizde de vardı.

Bir Roma kadar değil, ama şehrin her köşesinde nereye başınızı çevirseniz tarihle, sanatla karşılaşıyorsunuz.
Palermo Katedrali, Tiyatro Madsimo muhteşem... Hele ki Quattro Canti, baş döndürücü bir yer. Burası dört yolun kesiştiği bir kavşak... Dört muhteşem binanın her birinin cephesi heykelciklerle donatılmış, açık bir müzede olduğunuzu hissettiriyor. Meydan insan seli... Oradan oraya koşuşturup resim almak telaşındalar. Öyle kalabalık ki, çekeceğiniz her karede başkalarının kadraja girmesini istemiyorsanız çok çaba göstemeniz gerekiyor.

Fontana Ptotoria da ayrı güzel... Sonra üniversite meydanına geliyorum. Ardından Mercado Del Capo (Köylü Pazarı) 

İyi yorulmuşum. Tabi ki, keyif veren bir yorgunluk.

En iyisi siz burayı bir görün, derim...

Konaklama Yerim:
Liolà B&B Palermo
38.111250, 13.366000

Günlük Sürüş(Şehir içi):26 km

Toplam Sürüş:1.179 km

Palermo, Quatro Canti

 Palermo,İtalya



 Palermo,İtalya


 Palermo, Ferry Tunisia

TUNUS
26 Kasım 2018,Pazartesi

Tunus için orada pahalı olabilecek veya bulamayacağım şeyleri temin etmek üzere bir kaç market gezip alışveriş yaptıktan sonra Palermo Limanı'na geldim. Saat 11.00...

Ortalık ana-baba günü. Yolcuların neredeyse tamamını İtalya'da çalışan Tunuslu gurbetçiler  oluşturuyorlar. Araçlarını tepeleme eski püskü eşyalarla doldurmuşlar. Bir sürü polis görev yapıyor. Limanın içi deport edilen mülteci kampı gibi kargaşa içinde. Tabi ki İtalyan polisi disipline hakim. Adamlar pasaport kontrolünde lastik eldiven kullanıyorlar. Bu bana incitici geldi. Marketlerde para alırken yapılmayan şeyi basit bir pasaport kontrolünde yapmaları oldukça manidar...

Bu arada bir cezaevi aracı ile getirilen iki mahkumun iadesi yapıldı. Tunus'lu polisler mahkumları gemiye binmek üzere teslim aldılar. Sanki film çekimindeymişim gibi bir anı yaşadım.

Biniş kartımı alıp polis kontrolünden geçtikten sonra yayaların içinde değil,  araç girişinde en öne alındım. Samimimiyet kurduğum genç gemi görevlilerinden biri öne geçebileceğimi söyleyerek güzellik yaptı. Normal sıraya girsem önümde bir sürü araç kuyruğu vardı.

Nihayetinde gemiye girip bisikletimi gösterilen yere bağladım. Yanıma almak için hazırladığım çantamı söküp salona çıktım. Gemi bir saat kadar gecikmeli kalktı...

Hava güneşli, güvertede uzun süre oturup limandan iyice uzaklaşana kadar Palermo'yu seyrettim...

İki kıta arasındaki on saate varan yolculuk sonunda Afrika açıklarındaydık.Tunus'a yaklaşırken yolcuların form doldurma telaşı başladı. Araçlı, araçsız Tunus vatandaşları dahil ülkeye giriş yapacak olan herkesin doldurup polise vermesi gereken formlardan alıp ben de doldurdum.

Pas kontrolündeki polis, pasaportuma biraz baktıktan sonra kenarda beklememi söyledi. Daha sonra -bekletilen diğer bir kaç kişi ile beraber- aşağıda başka bir merkeze alındık. Ben bisikletle rampadan inerken -sağ olsun-polis de bana yardım ediyordu. Ben de onu bir yandan sıkıştırıp aksiliğin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Adam konuşmuyor. Belli ki ingilizce anlamıyordu.

Sorun çıkardıkları en önemli şeylerin dönüş bileti ve otel rezervasyonu olduğunu biliyorum. Bu yüzden tedbirliydim.Rezervasyonum var. Bahane nedir biliyor musunuz? Pasaportumda İran ve Suriye damgalarının olması...

Hadi gel başka bir şubeye... Burası da kalabalık. Benden başka daha bir sürü bekletilen insanlar var. Önümüzde uzunca vakit kaybetmemize sebep olan bir ailenin problemi, pasaporta kayıtlı olmayan kundaktaki bir bebek... Artık gemiye nasıl bindirildiyse!.. 

İşin kötüsü Fransızcadan başka dil bilen kimse yok. Neyse ki sıra bana geldiğinde İngilizce konuşabilen bir tane genç polis buldular. Saçma sorulara maruz kalıp Tunus seyahat planımı en İnce ayrıntısına kadar verdim. Gideceğim şehirler, oteller ve kaç gün kalacağım dahil Arapça bütün hikayemi yazdılar. İyi ki haritamda her şehir için bir kaç uygun fiyetlı konaklama yeri işaretlemişim.

Sıra geldi tekrar Suriye ve İran meselesine...
Kardeşim ben Suriye'ye savaşın olmadığı tarihte, tam yedi sene önce gitmişim.  İran'a neden gitmeyeyim ki, komşu ülkemiz. Ülkenin siyasetine değil, doğasına, kültürüne, tarihine, insanına gidiyorum. Polislerle konuşmam hep böyle...

Nihayetinde ikna olup gevşediler, konuşmalarımız makaraya döndü. Pasaportumu damgalanmış vaziyette cebime koydum. Sınır geçişlerindeki en rahatlatıcı an bu işte; damga vurulurken "tak"diye çıkan o ses...

Gemi geç kalkmış ve ilk polis noktasına gelmek saat gecenin birini bulmuştu. İki saatimi de burada çaldılar. Saat 03.00... Benden başka kimseler yok.
Polisler aralarında uzun uzadıya şamata yaparken biri yolcu salonun kapanacağını söyledi. Yani çık-git artık demek istedi.

Liman ile şehir arasında 13 km yol var. Varıncaya kadar sabah olacak. Otel rezervasyonumu yakıp bekleme salonunda sabahlamaktan başka çarem olmadığını düşünüyordum, ama burada kalmam mümkün görünmüyor.
İki dakika geçmeden ışıkları söndürmeye başladılar. Salon kapanıyor.

Sorgulanmam sırasında ingilizcesi olan genç polis Tarık,  Hammamed Kasabası'na gidiyormuş. Beni götürebileceğini söylüyor. Gideceği araç da minibüs...Yani dört ayak üzerine düşmek, diye buna denilir. Adam beni sorgularken rotamı ezberlemiş.

Aralarındaki lak-lak bir kaç dakika daha devam ediyor. Derken, nihayet artık dışarı çıkıyoruz. İki şişe viski kapmış, arkadaşlarına hava atarcasına gösterip son şamatasına dışarıda devam ederken ben de çantaları söküp bisikletimi minibüsün yatık koltuklarına yerleştiriyorum.

Yol yetmiş kilometre...Aralıklı yağmur var. Tarık planını bana sormadan telefon açıp kalacağım yeri ayarlıyor. Ona "on-onbeş Euro dan pahalı bir yer olmasın diyorum. 

HAMMAMED

Hammamed'e vardığımızda otelin loş ışıklı salonunda televizyon seyreden adam kapıyı açıyor. Yirmi dört saat resepsiyon hizmeti var. Kocaman bir otel... Adı rezidans olarak geçiyor. Kırk Dinar (12€) gecelik... Asansörle eşyalar odaya, bisiklet çamaşırhaneye... Tarık'la vedalaşma vakti.

Kocaman bir dairedeyim. Yatak çift kişilik... Salon, mutfak, küvet...
İtalya'ya göre konaklama fiyatları ne kadar düşük olsa da acaba bu dairenin gerçek fiyatı bu mudur, yoksa bana yapılan bir kıyak mı var diye merak ettim. Daha sonra üşenmeden Booking.Com'da fiyatlara baktım. Gerçek fiyatı buymuş. Kışın açık kalan büyük otellerin cömert fiyat politikaları...
Tarık polise minnettarım.

Konaklama Yerim:
Hotel La Residence Hammameti 
36.399331, 10.612186


SOUSSE (Tunus)


27 Kasım 2018,Salı

Gecenin yarısında uykuya girmeme rağmen sabah dinç kalktım. Dün gemide gündüz uykusu yaparak gelmiştim. Bisiklet de kullanmayınca vücut yorulmadı. 

Saat on civarında çıkış yapıp şehre daldım. 
Hammamed küçük turistik bir kasaba...
Medine denen yerde bir kale var. İçinde turistlik eşya satan dükkanlar.
Kumda güneşlenen bir iki yaşlı turist...
Genelde Alman ve Fransız emeklilerin bu ülkede kış mevsimini geçirdiğini öğrenmiştim. Otelde de uzunca zamandır kaldıklarını anlatan bir iki aile vardı.

Tunus'da işletmecilik kalitesi bizle kıyaslanamayacak ölçüde kötü.Temizlik, dizayn, sunum, herşey arabesk...
Ama buna rağmen, eski sömürgeleri olduğu için Fransızların rağbet gösterdiği bir ülke...
Üstelik buranın halkıyla kendi dillerini rahatlıkla konuşuyorlar. Fiyat derseniz, ucuz... 
Emekli turist için geriye ne kalıyor ki? 

Kalenin denize bakan yönünde gül uzatan bir kız heykeli var. Bir iki amca da özel giysileri ile birlikte ellerindeki tepsiye dizili gülleri satıyorlar. Sanıyorum bu çiçeğin burada neden simge olduğu ile ilgili bir hikayesi mutlaka vardır.

Yaşlı satıcının biriyle resim çekip makara yapıyoruz. Adam çok sevimli görünüyor. Biliyorum, amacı para koparmak. Böyle durumlarda beklentilerini düşürmek için her zaman kapitalist ülkelerden gelmiş birisi olmadığımı söylerim. 

Amca gülü bisikletime sıkıştırıp duruyor. Bırak sende kalsın amcam benim, senin resmini çekeyim yeter. Beş Dinardan birşey çıkmaz. Buyur şu parayla bir acı kahvemi  iç...

Önümde 80-90 km yol var. Gideceğim noktada Yedi Euro'ya gecelik bir yer buldum. Bu gece de çadır açmaya gerek olmayacak. Hedef yine bir sahil kasabası olan Sausse...

Yollar fena sayılmaz. Zaten ilk bir haftalık sahil şeridinde sürüşüm sürekli düz yolda olacak. Sonrasında içeri kesimlerde biraz zorlu sürüşler var.
Günler kısa olduğu için akşam saat beş olmadan hava kararıyor. Fazla yol alamıyorum. 

Sousse'ye vardığımda hava iyice karadı. Şehre girişte zorlandım. Akşam trafiği yoğundu. Ortalık toz duman. Araçlar dökülüyor. Ama sürücüler bizdekinden çok daha saygılılar. 

Alışveriş yaparak daha da gecikmiş oldum. Olsun, nihayet yorgun savaşçılar gibi eski şehri (yani Medina'yı) çevreleyen surların bir kapısından girip Hotel Paris'e yerleşiyorum.

Konaklama Yerim:
Hotel Paris 

Günlük Sürüş: 92 km
Total Sürüş: 1.271 km

 Hammamed,Tunus



KSOUR ESSEF (Tunus)

28 Kasım 2018, Çarşamba 

Gaz kartuşum azaldı. Yedeğini satın almam için sabah bir satıcıyı tarif ettiler. Adam hava yağmurlu diye açmamış. Yola çıkıp 25 km kadar sürüşle Monastir'a geldim. Souse çıkışında yerler biraz çamurluydu. 

Her yerleşim birimi girişinde  olduğu gibi burada da polis kontrol noktası vardı. Bütün araçlar durdurulurken bana bakmıyorlar bile...
Şehirde biraz dolaştım. Öyle görülecek çok fazla bir yanı yok.
Bir alışveriş merkezine girdim. Çeşit zayıf, fiyatlar fazlasıyla uçuk ve en önemlisi alkollü içecek reyonu yok.

Pazar yerlerinde ve manavlarda da durum aynı. Portakal,mandalina bir de elma ile muz var...
Muz İtalya fiyatı 1 €...
Bazi yerde 1.5 €...
Elma da öyle...
Ve elmaları görseniz bizim pazarcılar tezgahlarına koymaz.

Öğleden sonra Mahdia'da yolundaydım.
Varışım akşama yakın saatlerini buldu.
Yollarda karşılaştığım insanların çoğu Fransızca selam veriyor. Sizinle konuşmak isteyenler hemen Fransızca bilip bilmediğinizi soruyorlar. Fas'da da durum böyleydi. Sanki Arap ülkesi değil, Fransa'dayız...

Mahdia'da Ottoman Kalesi var. Önceden pointlemiştim. Deniz kenarında burunda bir kale...
Kalenin yola ve denize bakan yönünde kumsala kadar inen mezarlık var.
Etrafı çevrili olmayan, parça parça dağılmış bir sürü mezarlık...
İlginç geldi.

Şehirden mümkün dolduğunca uzaklaşıp kamp yeri bakacaktım. Bayağı yol katedip Essef'e kadar yaklaşmışım. Yol kenarı sakin bir yerde zeytin arasını gözüme kestirip çadırımı kurdum.

Kaç gündür ardı ardına otellerde kaldım. İnanın ki çadırı özlemişim. Bugün Tunus'da çadırda geceleyeyeceğim il günüm.

Yarınki rota El Jem, şu antik mozaikler ve büyük Roma Arenası ile tanınan efsane şehir...

Kamp Yerim:
35.442437, 11.012253

Günlük Sürüş: 84 km

Total Sürüş: 1.355 km


EL JEM (EL CEM)

29 Kasım 2018, Perşembe 

Çadırımın fermuarını açtığımda, dün akşamın kapalı havası ardından kuru hava ve güneşle karşılaşıyorum.
Yol deniz paralelinden biraz içeriye doğru Safakes sahil şehrine çıkana kadar denizin uzağında bir istikamette...

Yol boyunca aralıklı olarak kasap dukkanlari ile karşılaşıyorum. Önlerinde kesilmeyi bekleyen bir kaç büyük, küçük başlı hayvan ve daha önce kesilmiş çengellere asılı etler...

Ülkenin bu bölümlerinde denetimli mezbahaların olmadığını düşünüyorum. Belki başkent Tunus'da durum farklıdır.

Zeytin yönünden zengin bir ülke...
Dikkatimi çeken ağaçların seyrek dikilmiş olması. Aralarında bizdekinden daha açık bir genişlik bırakılmış ve dipler sürülmüş. Zeytin aralarına ekiliş yapıyor olabilirler.


İlk hedefe 35 km sonra varıyorum. El Jem (El Cem) Roma döneminden kalma oldukça büyük ve iyi korunmuş devasa bir arena ve çok methini okuduğum mozaik müzesine sahip bir şehir...
Her ikisininde geçerli kombine bilet sadece 10 Dinar, yani 3€ ...
İyi, kafa kopartmıyorlar!

Mozaikler eksiksizdi, çok harika gördüm. Tablolar halinde duvarlarda ve yerde sergileniyorlar. Fakat nasıl bir müzecilik anlayışı bu şaşırırsiniz. Duvara betonla monte edilmiş mozaiklere içiniz acır...
Onu geçtik yerdeki o güzelim tablo mozaiklerin üzerinde yürüyoruz.
Buna inanıyorum. Acaba sahte olanını mı sergiliyorlar veya yerdeki mozaiklerin tarihi değerleri mi yok anlayamadım. 

Müzenin wi-fi bağlantısı olduğunu farkettim. Çıkışta rica edip şifreyi alıyorum. Bu arada yerdeki mozaiklerin orijinal olup olmadığını sordum. Öyle ya belki imitasyondur, dekor olsun diye yapmışlardır.
Yok, adam övünerek orijinal olduğunu anlatıyor.
Nasıl üzerine basılmasına müsade ediyorsunuz diye sorduğumda "Tunus kafası" deyip kendisi ile dalga geçiyor.
Ulan biz çingene kız mozaiğimizi karanlık odada sergiliyoruz be!..

Müzeden sonra arenaya gittim. Şehre ilk girişimde dışarıdan gezip resimlemiştim.Ancak içinde olmak, tribünlerinde oturmak başka birşey...
Burada ne insanlar dövüştürülmüş, aslanlara kaplanlara yem edilmiştir.

Şehirde bir esnafa gaz kartuşu sordum. Esnafın biri beni bisikletle, mobiletli çırağın peşine taktı. O sokak senin, bu sokak benim, şehrin girmedik sokağı kalmadı. Sonunda dükkanını bulduk. Orada yok. O da şunda var deyip başka yere gönderiyor. Çocuğa dedim, tamam. Ben pes ettim, sen de işine dön...

Müze memuruna içki satışı sordum. Küçük yerlerde pek satış olmaz, ama burada otellere girip içebilirsin dedi. Şimdilik kalsın. Temkinli davranıp İtalya'dan iki litrelik birşey getirmiştim. Zaten akşamları çadırda vakit geçsin diye az içkiyle oyalanıyorum. Elimdeki bana yeter...

Bu arada radyo kanallarında çok güzel batı müziği çalındığını da söylemeliyim. Çadır gecelerinin en keyif verici teknolojisi, -çocukken içinde parmak kadar cüce minik insanların konuştuğunu sandığım- o küçük radyom.

EL AMRA (Tunus) 

El Jem'den sonra yavaş yavaş Safakes(Sfax) yoluna çıktım. Yarın bir sahil otelinde 15 € fiyatla stüdyo tuttum.Mutfak falan hepsi var.
Bu gece için biraz erzak satın aldım. Tunus'da yoğurt konusunda sıkıntılyım. Yarım kilodan büyük yoğurt yok bu ülkede...
Mahalle bakkalları yüz yirmi beş gramlık çocuk yoğurtları ile dolu. Sadece büyük marketlerde klasik yoğurt bulunutyor, ama onlarda da aynı boyutlarda...

Ülkede büyük başlı hayvana çok rastlamadım. Var olan sadece et amaçlı beslenen erkek hayvanlar. Süt ineği ile hiç karşılaşmadım diyebilirim.

Yollarda bidon ve pet şişelerde benzin satılıyor. 
Küçük yerlerde banzin istasyonlarının sayıları çok az...
Halbuki komşu ülke Libya'da petrol fışkırıyor, ama rafine endüstrileri gelişmiş değil.

Kamp Alanım:
34.971608, 10.888903 

Günlük Sürüş: 86km

Total Sürüş: 1.441 km


 El Jem,Tunus


SFAKS (Tunus)
30 Kasım 2018,Cuma

Sabah gün doğmadan koyun sürülerinin çıngırak sesleriyle uyandım. Çobanlar yaklaşmadan pılı pırtımı toplayıp erkenden yola çıktım.  
Bu ülkede koyun sürüsü çok.
Yol üzerinde açıkta asılı etler olan bir sürü kasap göreceksiniz.
Kuzu etinin kilosu 5-6 €...

Fakat süt hayvancılığı ile ilgili hiç bir iz yok. Zaten ülkede yoğurt ve peynir fiyatları biraz yüksek.

Sfaks'a erken girdim. Saat on gibiydi. 
Şehir bu zamana kadar Tunus'da gördüklerimin en büyüğü... Medina geniş bir kalenin surları içinde kurulmuş. Sadece suriçi değil, çevresi de çok hareketli... 

Taze sıkılmış zeytinyağının litresi çarşıdaki parakende satıcılarda 2,70-3,00€ arasında gidiyor. Sebze bol, ama meyvede çeşit kıtlığı var.

Bizimkilere hiç benzemeyen lor kıvamında bir peynir çeşidi satın almıştım. Çarşıda dolanırken komşusundan zeytinyağı ile doldurduğu bir kapla geçen esnaf amca ile karşılaştım. Tam o sırada köylülerin evlerinde yaptığı nohutlu taze ekmeklerden alıyordum. Adam önümde durup tası uzattı. Elimdeki ekmeği gösterip tasın içindeği taze zeytinyağına batırmamı işaret etti. Ekmeği kırıp yarısını bandırdım. Tam bir arap çocuğu gibi parmaklarımı yalayarak büyük bir iştahla yedim.

Ülkede bizdeki kahvehaneler gibi pek çok mekan var. Çay sormayın, yok...
Minicik bardakta veya bardak büyükse bile dibinde az miktarda presten geçirilmiş koyu bir kahve geliyor. Ben çaresini buldum; yanımda getirdiğim siyah çayımı termosumda demleyerek içiyorum.

Şehirde dört saate yakın takılıp biraz yemelik alışveriş yaptıktan sonra otele geldim. Bir kaç gündür dışarıda yatıyorum. Amacım kendimi dinlendirmek.

Menüde, buralarda ve özellikle İtalya'da çok ekilen bizim kuşkonmaza benzer sebze ile kuzu eti var.

Adının Hilmi  olduğunu öğrendiğim genç otelci giriş kayıdımı yaptıktan sonra eşyalarım odaya çıkarırken yardım etti. Benden başka tek bir oda müşterisi görmedim.
Bir artı bir, mutfaklı mükemmel bir daire...
Her zaman dediğim gibi tek kişi olmanın dezavantajı; günlük kira bedeli 15 € ...

Akşam üstü Hilmi'nin arabası ile şehre gidip bir kaç yere kamp gazını sorduk. Maalesef bulamadık. Ne olduğunu fazla bilen bilen bile yok. Tunus'a öyle Dekatlon gibi uluslararasi büyük mağazalar henüz gelmemiş.

Bir Carefur var ki evlere şenlik. Kocaman firma kendi konseptinden bu kadar ödün verir mi. Yani standları, yerleşim düzeni, ürün çeşitliliği ile tamamen arabesk bir versiyon...

Gün boyunca yol planımı revize etmek üzerine kafa patlattım. Sahra çölüne inmek için arada görülesi hiç birşeyin olmadığı en az 350 kilometrelik yol var. Burayı kısaltıp başka yerleri görmeye karar verdim. 

Yarın öğlen saatlerinde çölün doğu yakınındaki Tuzer şehrine kalkan bir tren var. Oradan başlar Douz yönünde pedallayarak Sahra Çölü'ne girebilirim.
Bakalım; Belki de tercihimi bu yönde kullanacağım.
Hele bir sabah olsun...

Konaklama Yerim:
Echourouk Hotel

Günlük sürüş: 37 km
Total Sürüş: 1.478 km


TUZER (Tunus)
1 Aralık 2018,C.tesi

Tunus'da tren çok kötü bir deneyim oldu, ama olsun; Kendimi, yaşanıp görülmesi gereken bir şeyi tecrübe etmiş sayıyorum.
Trenler belki de Fransızlardan kalma çok eski ve kirliler. Çok yavaş ve gürültülü gidiyorlar.

Binerken bisikletle ilgili biraz tantana oldu. Bilet alırken gişede özellikle sordum, bisiklet için ek ücret olmadığı söylenmişti. Direkt kompartmana yöneldim. Ama trene bisikleti bindirmem çok zor; plarform yok. Rayların dibinde yerde çantaları sökerken görevli mermurun biri koşup yanıma geldi. En öndeki yük vagonunu gösterererek oraya yönlendirdi.

Benim için daha iyi olmuştu. Bisikleti kompartmanın içine sokmaktan kurtuldum. Yük vagonuna çıkmak daha kolaydı.

Bu arada makbuzla gelen bir başka memur biletimi inceledikten sonra para istedi. Bisiklet için artı ödeme olmadığını söylediler, dedim. Hemen kızarak aşağı indi ve istasyondaki veznelere gitti. Başka memurlar da kendi aralarında sinirli şekilde konuşuyorlardı. Benim kaygımı hissedenlerden bir tanesi sorunun kendileri arasında olduğunu anlatmaya çalışıtı.

Birazdan o hararetli memur elinde koçanla tekrar geri döndü. Bu defa daha sakin ve özür diler gibiydi. Anlaşabildiğimiz kadar ingilizce ile bisikletin, mesafeye göre fiks bir taşıma bedeli olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Veznedeki arkadaşının  bilet satarken bu parayı tahsil etmesi gerektiğini anlattı.

Zaten çok da sorun edilecek bir şey değildi. Sadece 3,5-4$ daha ödenecek.
Morallerimizi bozmayalım arkadaşlar.
Ekstra 11.5 Dinarı; centilmence ödedim.
Bilete 18 ödemiştim...
Bu yolculuğun tamamı on dolara patladı.

Gece vakti şehre geldik. 
Pazar yeri halen hareketli... Çok dikkat çektiğim için insanların bakışları üzerimdeydi. Bu saatte elinde ilginç bir iki tekerlekli makine ile gezen beyaz tenli kısa şortlu bir adam onlar için şaşırtıcı gelmişti. 

Ülkenin bu kesiminde daha kara tenli insanlar yaşıyorlar. Bununla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Çünkü, Sahra Çölü'ne Fas'da da indim. Orada bu kadar kara tenli insanlarla karşılaştığımı anımsamıyorum.

Biraz şehir dışına doğru gece sürüşü yapıp kırsal yerlerde kamp yeri arandım.
Nihayetinde ağaçlık denmeyecek kadar ecüş bücüş çalılık görünümlü alanda çadır kurdum. 

Gece vakti, karanlıkta çevreyi görmek zordu. Bulunduğum yeri sevmemiştim. Neyse, dedim kendi kendime, başka bir kamp yeri aranmazdı bu saatten  sonra...

Zaman ilerlemiş ve yoldan geçen araçların gürültüsü azalmıştı. Bu sessizliği bozan bir mobiletin yakınıma geldiğini duydum. O da ne! Genç bir çocuk, yanında türbanlı bir kız... Beş-on metre ilerideki çadırımın farkında bile değiller.

Oğlan başladı kızı yemeye...
Kız masum görünüyor ama, gençlik bu hiç tepkisiz durulur mu? Önce numaradan direnmeye çalıştı, sonra karşılık verdi.

Soyunmadan,yarım saat kadar çok kaba sesler çıkararak oynaşıp gittiler.

Günlük sürüş: 12 km
Total Sürüş: 1.490 km

Kamp Yerim:
33.904898, 8.035767


 Tunus


 Berber, Tunus


 Tuzer,Tunus



SAHRA ÇÖLÜ

2 Aralık 2018,Pazar

Tuzer'den öğlene yakın saatlerde ayrıldım. Kuru tuz gölü içinde çölün derinliklerine doğru Douz yönünde pedal çeviriyorum. Uzun süredir sonsuz genişlikte sapsarı bir kumsalın içinde yalnızım. Tek tük geçen araçlar korna çalarak selam veriyorlar. Birileri ile karşılaşmak anlık cesaret veriyor. Sonra yine sessizliğin içinde dakikalarca tek başıma kalıyorum. 
Pedala devam...

Bulunduğum yer Tunus'un Sahra bölgesi. Burada doğa, -insanları ile birlikte- ülkenin şimdiye kadar gezdiğim sahil kesiminden çok daha değişik, korku veren bir atmosfer içinde hissettiriyor. Doğrusu, keşifçi duygularımla birlikte vaz geçemeyeceğim gizli bir haz ve bir o kadar da korku duyuyorum. Heyecan veren gizli bir korku...
 
Zaman zaman yer yüzeyindeki kurumuş tuz tabakaları yakıcı güneşin yansımasıyla deniz- veya göl- görüntüsü veriyor. 
Acaba serap mı görüyorum diye düşündüğüm oluyor.

Souk Lahad kasabası bugün görebileceğim son yerleşim yeri... Yeterince suyum olmasına rağmen taşımaktan imtina etmiyor ve bolca takviye yaptım. Yemeğim var.

Olabildiğince devam ederek akşam üzeri bir yerlerde kamp atacağım. Bunun için haritamda yeşil renkte görünen geniş bir alan var. Sanıyorum buralar hurma bahçeleri. Bu benim için çok sevindirici. Issız kum denizinin bilinmezliği içinde, -tamamen kendi hayal gücümle yarattığım- çöl canavarları ile karşılaşmayacağımı düşünerek rahatlıyorum.

Çadırımı kurarken bir yandan meyvelerini yediğim hurma ağaçlarının dibindeyim. İnanılmaz bir dünyada hissediyorum.
Bisikletimi bir deveye benzetecek kadar kendimi bedevi hissediyorum.

Kamp Yerim:
33.751336, 8.883356

Günlük Sürüş : 97 km
Toplam Sürüş : 1.575 km


DOUZ (Tunus)
3 Aralık 2013,Pazartesi

Dün ve bir önceki gün, yani 1 ve 2 Aralık tarihlerinde Sahara'nın kapısı olarak bilinen Douz'da ''Uluslararası Douz Çöl Festivali'' (Sahra Festivali) yapılmış. Bilemedik!
Kaçtı...

Binlerce Bedevi, Berberi ve Kuzey Afrikalı göçebe halkların buluştuğu bu festivalde at ve deve yarışları, geleneksel çöl düğünleri, av gösterileri, uçurtma yarışları, yerel müzikler ve dansları kaçırmış oldum.
İşte, yola çıkmadan önce doğru plan yapmak böylesine önemli.
Buraya bir daha ne zaman gelebileğim ki?

Bölgede çok devasa bollukta hurma ağaçları var. Hasat mevsimi... Yolumu çeviren bir araç çıkınımı hurmayla doldurdu. Arada ben de dalıyorum. Meyveler yerlere dökülmüş, ağaçların diplerinde başak kaynıyor.

Festivalden sonra çevre iyi temizlenememiş. Otobüsle gelen turistler bu pisliğin içinde ağırlanıp develerle safari turlarına çıkıyorlar.

Bir ara kamp yerinin önünden geçerken gaz tüpü aklıma geldi. Nereden bulabileceğim hakkında bilgi edinmek istedim. Kampın işletmecisi Fransız kadın yardımcı oldu. Ama nafile... Tarif ettiği dükkanda vidalı valf olan kartuş yoktu. Adam boş tüpüme hava basmayı denedi, bu kez de adaptör çalışmadı. Anlaşılan elimdeki ile idare edip, yeni bir kartuş edinemeden turumu bitireceğim.

Günün son saatlerinde kamp yeri bakınırken sivil polislerin dikkatini çekmişim. Yanıma gelip sorgulama yaptılar. "Nerede kalıyorsun" sorusuna cevap olarak, gündüz tanıştığım kadının yeri aklıma geldi. Ancak kampın adını bilmiyorum. Fransız Madame'da kalmayı düşünüyorum, dedim. Polis bunlar, çevreyi bilirler. Kadının ve kamp yerinin tam adını tekrarlayarak "Tunus'a Hoşgeldiniz" dedi.

Adamlar gayet centilmen olmalarına rağmen yine de tedirginlik veriyor. Ama düşünüyorum da, buralarda kaç tane bisikletle gezen biri çıkıyor ki polisin karşısına... Gayet doğal. Bu saatte kasabanın hudutlarında gezinen bir batılı kimin dikkatini çekmez ki?

Halk selamkar, mütevazi... Fransızca günaydın,iyi günler demeden geçmiyorlar. Tüm yerleşimlerin giriş çıkışları polis kontrol noktaları ile korunuyor. Bu zamana kadar hiç bir kontrol noktasında sohbet etmek için bile durdurulmadım. Limandaki sınır girişinden sonra polislerle ilk tanışmamdı.

Artık kalacak yerimi bulmam gerekiyor. Douz'dan çıkıp yolun sıfırına kadar gittim. Gerisi çöl... Gördüğüme göre öyle temiz uçsuz bucaksız bir kumluk başlamıyor. Önce yer yer bodur bitki örtüsü ve aralarda kum tepelerini görebiliyorsunuz. Bisikletiniz kumda gidebiliyor olsa Sahra'nın karnına kadar sürebilirsiniz.

Douz'dan Kibele yönünde tekrar dönüşe geçtim. Neredeyse on kilometre kadar geri yönde sürüş yapıp tekrar kasaba girişine geldim.

Malumunuz, yine bir hurma bahçesindeyim...

Kamp Yerim:
33.536648, 9.018127

Günlük Sürüş:70 km
Total Sürüş:1.645 km

4 Aralık 2018, Salı

Kabili'de MG Proxi süper markette nihayet içkiyi buldum. En uygunu Tunus yapımı şarap tanesi 2,5€ falan... Kalitesi fena değil. İthal votka, çakma viski falan da var. Üç şarap bir de Heineken bira aldım.

Rotam Gabes... 
Çevremi coğrafi görünümü Starwars film platosu gibi. Esrarengiz bir gezegende olduğumu hisseidyorum. Tepeleri bıçakla kesilip düzlenmiş değişik şekillerde oyuntuları olan sıra dağlar eteğindeki kurak çöl denizindeyim. Uçuşan kum tanecikleriyle sararan asfalt üzerinde pedal basıyorum.
Yol aşırı keyifli...

Tekrar denize doğru yönelmiş durumdayım.
Çöl ortamı önce kurak bir bozkıra dönüştü... Artık yer yer zeytin ağaçları görünür oldu. Anlaşılan yeşile doğru yaklaşıyorum.
  
Hava sıcaklığı bizim Mayıs aylarında olduğu kadar var. Arada köylerden geçerken durup yerli halkla sosyalleşiyorum. Çay olmadığı için, ekseriyetle kahve içiyorum. Çoğu zaman para verdirmiyorlar.

Bu gece yine bir hurma bahçesindeyim...
Çölün ortası bir yerde, gökyüzündeki milyonlarca yıldızı seyrediyorum... Samanyolu dedikleri bu olsa gerek; tepemde yumak yumak olmuş gelin teli gibi uzunlamasına bir ışık yığını var.

Şarabın birine kaydım.
Yıldızlar şimdi daha parlak görünüyorlar.

Radyomda arap müziği çalıyor.
Fransızca yayın yapan kanallar da var.
Geç zamana kadar şarap ve peynirle takıldım. Bir yandan ocakta yemeğim kaynıyor.
Çok keyifli bir çöl ortamında, var olmanın tadını çıkarıyorum.

Kamp Yerim: ...
33.831483, 9.57728 

Günlük Sürüş : 86 km
Total Sürüş: 1.731


 Douz,Tunus (Sahara Dessert)


 Douz,Tunus (Sahara Dessert)


 Douz,Tunus (Sahara Dessert)


 Kabili, Tunus


 Douz,Tunus (Sahara Dessert)




5 Aralık 2018, Çarşamba

Gabez'e sallanarak geldim.Şehirde siyasi bir protesto gösterisi vardı... Mevcut rejime karşı zaman zaman bu tür protestolar oluyor. Gideni aratan bir gelen var galiba...

Tunus 2011 yılındaki Yasemin Devrimi ile Arap Baharı'nı en ılımlı yaşayan bir ülke. Fakat demokratikleşme adına elde edilen önemli kazanımlara rağmen, güvenlik ve ekonomiyle ilgili olumsuz gelişmeler var. Ayrıca siyasi rekabetin de giderek artması nedeniyle, Tunus’un geleceğine dair bir takım kaygılar gündemde kalmaya devam ediyor. BAE'nin ülke siyaseti üzerinde yaptığı bazı hamlelerle yeni bir devrim yapmak niyetinde olduğu söyleniyor.

Ülkeye girerken karşılaştığım zorluğun sebeplerinden bir bence Ortadoğu üzerinden sızacak ajan ve militan korkusu... Mevcut rejim polis devleti olmuş, kendini korumaya çalışıyor.
Şehri gezdikten sonra sakin bir internet cafe bulup 2-3 saat oturdum.Kahvemi de vatandaşlar ısmarladılar. 

Tekar yoldayım. Langırt oynayan çocuklara takılıp beş Dinarlık oyun ısmarladım. Hep birlikte çok eğlendik.

Daha ileride nargile keyfi yapan gençlerin davetlerine katıldım.
Eyüp, Hilmi ve Muhammed...
Futbol tutkuları yüksek...
Barselona ve R.Madrid guruplaşmasından bahsettik.
Sanki kendi takımları gibi derby izlediklerini, bazen hararetli sataşmalar olduğunu anlattılar.

Akşam üzeri Gabes de yine Ptomix AVM'de içki buldum.İki bira aldım...Biri Tunus birasıydı; çok berbat... (1 adet 3.5 Dinar )

Gabes'den kuzey yönüne doğru devam ettim. Artık hurma bahçelerinin bolluğu geride kaldı. Sahil boyu sadece zeytinlik. Dolayısıyla ben de bu gece böyle bir yerdeyim.

Kamp Yerim:
33.943303, 10.028687

Günlük sürüş : 81 km
Total Sürüş: 1.812 km


06 Aralık 2018, Perşembe 

Sfax üzerinden geldiğim için aynı yoldan dönüş olmasın diye Kayravan'ı hedef aldım. Rotamı mümkün olduğunca ring dönüşlü hazırlıyorum. Gabes'den sonra yine deniz kenarından uzakta, kurak bir bölgedeyim. 

Gün içinde free wi-fi bağlantısı olan bir kafede takıldım. Atef isimli genç bir çocuk ve sonra ağabeyi geldi. İkisinde de ilgi büyük... Ailecek Türk dizileri izliyorlar. Bir sürü dizi kahramanından bahsediyor. Genellikle kendi dillerine uygun isimlerle değiştirdikleri için hiç birisi bana tanıdık gelmiyor.

Babaları bir başka  yakın köyde imam... Bir abla ve bir anne var. Telefon görüşmesi sonrası aşırı ısrarla bu gece evlerinde misafir olmam isteniyor. Bu kadarına zamanım olmadığını söylüyorum. Ardından hiç değilse evde bir yemek yemek teklif ediliyor. Ben ısrarla yola gitmem gerektiğini söyleyince, en azından bir çay içmek için uzlaşıyoruz.

Belli ki çölün ortasındaki bu yokluk bölgesinde aile bireyleri belki de ilk kez bir ecnebi, veya bir Türk görmek istiyor. Bisikleti de yanıma aldım. Ağabey kafede kaldı. Biz genç ile neredeyse iki kilometre yol yürüyerek eve vardık.

Anne  türban benzeri bir kumaş ile başı örtülü, ama davranışlarında gayet rahat... Modern bir şekilde el sıkışıyoruz. Yemek için ısrar ediyor. Tokluğumu bahane ediyorum. Abla olan kızımız yirmibeşinde ancak var. Yaz sonunda düğünü olacakmış. Kızımız biraz çekingen...

 Önce onlardan bekledim. Her ne kadar diğer Arap ülkelerine göre modern olsalar da resim çekme konusunda ileri adım atıp, fotoğraf makinesi çıkartamadım. Ne de olsa saygılı olmak lazım...

Çaylarımızı içtik. Klasik soruları cavapladım. Evli miyim, kaç çocuk, ne iş yaparım, hangi şehirde yaşarım?

Adını çay koymuştuk, ama sadece kahve içerek kalktım. Bence evde çay bile yoktur, diye düşünüyorum. Tekrar kafeye uğramadan daha kestirme bir yolla rotama devam ettim.

Cebimde daha önceden satın aldığım 16 Aralık tarihli gemi biletim var. Aslında bu ülkede biraz daha fazla seyahat etmeyi düşünüyordum. Fakat Avrupa'da Noel tatili çok yaklaştığı için yılbaşı öncesinde gemilerde yer bulmak hiç mümkün değil. Bu kez tekrar Sicilya'ya değil, anakaraya dönmek için biletimi Ancona Limanı'na aldım.

Bundan sonraki planım, Kayravan'ı görüp oradan Sausa'da iki gün dinlenerek son iki günümü geçirmeyi düşündüğüm başkent Tunus'a dönmek.

Yine bir zeytin ağacının altındayım...

Kamp Yerim:
34.811281, 10.100839

Günlük Sürüş :105 km
Total Sürüş: 1.917 km

Dün gece hava esmeye başladı. Sabah bulut ve rüzgar sebebiyle biraz soğuktu. İlk defa karşı rüzgara maruz kalıp zorlanarak sürdüm. Uzun zamandır kısa kollu t-shirt ve bazen uzun kollu da olsa en azından montsuz günler geçirmiştim. Bugün kışlıklarımı giydim. Avrupa'ya yaklaşıyor olmanın etkisi...

Tunus'da fast food büfeleri çapati dedikleri oval bir lavaş ekmeğin içine salam, sosis ve hazır meze ile soslar koyup satıyorlar.Doyurucu oluyor, ama malzeme kalitesiz...
Ben bugün bu lavaş ekmeğin içine zeytinyağı içinde dört yumurta kırıp kendi peynirimden koydurdum. Harika oldu.

Yol üzerinde Fransızca sayısız davet alıyorsunuz...
Çekinmeyin; Tunuslulur gerçekten zararsız insanlar. Kahve ısmarlamalarını hiç bir zaman geri çevirmiyorum. 

Bugün yol kenarında durup kamyonetin başında muhabbet eden iki genç Fransızca seslendiler. Ben durup "selâm aleyküm"  deyince hemen klasik soru geldi. Memleket Türkiye olunca muhabbet güzelleşiyor. Ancak Fransızca ikinci dil olduğu için İngilizce konuşan yok gibi.Yaşlısı genci -seviyelerini bilemiyorum ama- hepsi Fransızca konuşuyorlar.

Gençler bira toptancısı...
Kamyonetin kasasındaki biralardan verdiler. Bir tane açtım. Bu arada karşıda cami var ve cuma hutbesinde hoca konuşuyor. Hoparlör dışarı verilmiş. Siz cami, cuma falan dedim. İmamla aramız iyi değil yolunda bir cevap aldım. Gülüştuk...

Bakkallar içki satmıyorlar. Çoğunlukla büyük şehirde sadece içki satan dükkanlar var. Bir de bazı AVM'lerin ayrı kapıdan giriş çıkışı olan kısımda içki satılıyor. Buraların çalışanı da, kasları da kasası da tamamen diğer satış bölümlerinden bağımsız çalışıyor. Fas'da gördüğüm sistem de tıpkı böyleydi. Ama orada karşılaştığım içki satış noktalarının kapısında size esrar satmayı teklif eden uyuşturucu satıcıları Tunus'da yok. Doğrusu, bu ülkede içki ve sigaradan başka keyif maddesine rastlamadım. 

Kayravan'a 30 km kadar kaldı.
Her an yağmur başlayabilir. Artık sallanarak gitmeye son vermeliyim diye düşünüyordum ki, korktuğum oldu. Bir süre yağış altında yoluma devam ettim.

Tunus kırsallarında ille de sote yerler aramak yerine, zeytinlikler içerisinde gördüğünüz evlerden çadır kurmak için izin isterseniz hemen okey alırsınız. Hatta eve de davet edilirsiniz... Ancak bazen aşırı ilgi altında kendinize uzaylı gibi davrandıklarını hissettirebilirsiniz. Tercihinizi öyle yapın...

Eğer izinsiz, görünmeden çadır kuracaksınız bu kez evlerden uzakta olun ki, varlığınızı köpekler hissetmesinler... Aksi halde sabaha kadar havlayıp tüm köy halkını ve sizi huzursuz ederler. Bu durum, bir tehlikenin var olduğunu düşünen köylüleri strese sokar ve İstenmedik şeyler yaşarsınız. 

Karşıdaki evde oturan çobandan izin alarak kamp attım. Çadır kurarken yardım etti. Hava karardığında da tekrar gelip evinden yemek getirdi. Yapma be amca! Beni mahcup ettin. 😍

Kuskus Fas'ta olduğu gibi, Tunus'da da çok sevilen bir yemek. Makarna yerine geçiyor. Salçalı et suyu ile pişmiş, içinde patatesleri ve üzerinde haşlanmış iri bir parça bol yağlı koyun eti var.
Acısı da bol...

Günlük karbonhidrat ihtiyacımı aşmış olacağıma aldırmadan yumuldum. Ağırlık basınca da uyumuşum... Tatlı yorgunluk insana rahat uyku veriyor.
Tabiki, hemen yemeğin ardından uyumak ne ölçüde sağlıklı sayılırsa !?

Kamp Yerim:
35.463683, 10.062705

Günlük Sürüş:72 km
Toat Sürüş: 1.989 km
 Couscous,Tunisia

8 Aralık 2028, Cumartesi

Sabah tüm bulutlar dağılmış, güneşli bir havada uyandım. Çadırımı topladıktan sonra çobanın evine boş tabağı bırakacaktım. Ama şöyle düşündüm, adam erkenden sürüyle çıkmıştır. Kadın kısmı evde yalnızdır, rahatsız etmeyeyim... Tabağı, altında çadır kurduğum ağacın dalına astım. Bir de yanımda taşıdığım hediyelerin içinde son kalan küçük 33 lük bir tesbih vardı... Onu da görünür şekilde poşetin kulpuna tutturdum...
Çoban kardeşimize basit bir çoban armağanı...
Yaptığım bu karşı jestin arkamda nasıl duygusal bir şeylerin yaşatacağını görmek isterdim... 

KAYRAVAN (Tunus)

Geceden Kayravan'a 25 km yolum kalmış... Saat 9.00 da çıkıp, 11.00 de vardım.
Şehir girişinde bir nalburiyeci ile tanıştık. Yarış bisikleti olan bir genç...
Adı, Zahid...
Dükkanı babası ile birlikte çalıştırıyorlar. Kendisinin asıl işi devlet memurluğu.
Çok temiz bir çocuk...

Bugün akşama yakın bir saate kadar bu şehirde gezebilir, son iki saatte de Souza ya yaklaşıp kamp atabilirim. Yarın da kısmetse kalan yolu bir iki saatte tamamlar ve otele yerleşirim. Planım bu...

Bir kaç çay içtik... Bu ülkede hiç kimsenin çay içmediğini sanıyordum. Çok koyu, demleme değil adeta kaynatılmış katran gibi bir limonlu çay ve içinde nane... Bol da şeker atmışlar. Nane limon ve şeker üçlüsü o katranın içimini çok da zevkli kılıyor.

Kayravan gerçekten görülesi bir şehirmiş...
Tüm terddütlerimden sıyrılıp buradan geçmeyi tercih ettiğime sevindiğimi söyleyebilirim.

Zahid, eve gidip kendi bisikletini aldı. Çok güzel bilinen bir marka bisikleti vardı. Özenerek aldığını, ama pek binme fırsatının olmadığını anlattı.

Önce Medina yakınında şehre su sağlayan eski yıllardan kalma büyüklü küçüklü dört geniş su toplama havuzlarına gittik... Bunlara fiskiya diyorlar.

Şehir Medina'sı oldukça büyük... Yüksek surlarla çevrili. İçinde Grand Cami ve bir iki daha cami var... İlk gittiğimiz cami çinileriyle meşhur, tarihi bir yapı...
Burada çok sayıda turistler de vardı. Grand Mousce ise kocaman alanda, minare yerine Endülüs mimarisi gibi kilise kulesini andıran bir kule... Bol sütunlu çevre duvarları... Caminin oldukça büyük avlusunda yeraltından gelen su sarnıçları var... Bu sarnıçlar, bir kaç saat önce dolaştığımız Fıskiye denilen havuzlardan gelen su ile beslaniyor.

Kayravan gerçekten de görmeye değer bir şehirmiş... İran'daki tarihi şehirlere çok benziyor. 

Akşam olmasına az bir zaman kaldı. Hava kararmadan yola çıkmak için Zahid ve babasının ısrarlarına karşı zor karşı koydum... İlle de kalmamı istiyorlar.

Yanımda bir şal vardı... Zahid'in annesine kısmetmiş... Babasına verdim. Çok sevindiler. İlle de altta kalmamak için baba çıkardı koca bir bisiklet pompası... Kendi sattığı ürünlerden... 
Dedim ki:
"Bende bunun kalem kadar büyüklükte olanı var... Hem de beş vuruşta 80 ps hava vuruyor"...
Zahidle gülüştük.
Naneli çayı sevdiğimi öğrendiler ya, bir çay daha içirdiler. Bir tane daha derken aniden kalkıp yola koyuldum.

Teşekkürler güzel yürekli insanlar...


Kamp Yerim:
35.680858, 10.240818

Günlük Sürüş:62 km
Total Sürüş: 2.051 km


SOUSSE (Tunus)

9-11 Aralık...

Hotel Paris...
İkinci kez aynı adresteyim.
İki gün kalmayı planladığım yerde, üç gün kalmaya karar verdim. Başkent Tunus'da kalabalıkta takılmak yerine, bunun bir gününü daha bu şirin kıyı kasabasında geçirmem keyifli olacaktır, diye düşünüyorum.
  
Kayravan'ı çıkıp çadır kurduğum alandan 45 km sürüşle Sausa'ya geldim. Bol bol alışveriş yaptım. Üç günlük konaklama için herşey eksiksiz olsun istiyorum. Zira on gündür dışarıda konaklamışım.
Bir kaç gün daha fazla idare etsin diye gaz ocağında yumurtadan başka bir şey pişirmedim. Gazım az...

Sokak kafelerinden birinde otururken sohbet ettiğim burada yaşayan bir Fransız amcadan öğrendiğim içki mağazasını haritama pointledim... Carefur express...

Akşam üzeri yeri buldum.
Tunus'da gördüğüm en bol çeşit içkinin var olduğu adres...
Bu şehire ilk gelişimde nasıl da kaçırmışım?!
Bir litre Black White viski  ile ilk gecede odama kapandım. En uygun bulduğum içki buydu... (55 Dinar-17€)

Daha önce başka şehirden markası Magnum olan bir Cabernet şarap almıştım.  Çok beğendiğim bu şarabın aynısını burada 9 Dinara buldum... Bir tanede ondan var. Bunlar bana İtalya'ya kadar yeter...

Sousse'da her gün sadece bir defa ve günün geç saatlerinde dışarı çıkıp hava kararmadan da otelime döndüm. Hotelde kaynaştığım iki Çinli ile gece geç saate kadar oturduk. En çok konuşulan konu Sahra oldu... Onlar henüz görmemişler. Benim Douz'dan döndüğümü öğrenince çok şey hakkında bilgi istediler.

O bölgede arama motorlarına kayıtlı olan otel sayısı çok az ve fiyatları pahalı olduğu için en çok nerede konakladığımı merak ediyorlardı. Tabi ki bu konuda verebileceğim bilgi onların işine yaramadı. Hurma bahçelerine kamp atacak değillerdi ya!

Uzakdoğulu gezginleri bilen bilir, fazlası ile ucuzcudurlar. Özellikle Koreli ve Çinli gezginler bir birleriyle sanal ortamda haberleşerek en ucuz yerleri bulur, oralarda konaklamayı tercih ederler. 

Konaklama Yerim:
Hotel Paris    

Günlük Sürüş:45 km
Total Sürüş : 2.096 km


BAŞKENT TUNUS'A DÖNÜŞ

12 Aralık 2018, Çarşamba 

Üç günlük yatış bitti...İyi dinlendim.
Verdiğim kiloların bir kısmını geri almışımdır.

Kamp tüpü ne bereketliymiş.
Dibindeki kalanı ile en az beş altı defa yemek, bir o kadar da tarhana çorbası ve yumurta pişirmişimdir.

Çinli tayfa sabahın köründe çarşıya çıkıp kurabiye türü bir şeyler almışlar. Baktım kapım çalıyor. Terasta termosa yaptıkları yeşil çay ile onları bir güzel atıştırdık. Sonra da çantalarımı hazırlayıp otelden çıktım.

Buradan en fazla 150 km kadar yolum var.
Zaman çok...
Bu yüzden sallanarak gidiyorum. Bugün ile yarın akşamı dışarıda geçirip cuma günü Tunus'da rezervasyon yaptığım otele yerleşecegim.
Cumartesi gecesi ise gemiye bineceğim.

Saussa'dan çıkışım öğleni buldu. Kaskımı unutmuşum. Şehir içinde gezerken kask takma alışkanlığım olmadığı için geç farkına vardım. Bir iki kilometrelik yoldan geri dönüp onu aldım.

Hava mükemmel...
Güneşli ve yirmi beş derecelerde...
Neredeyse üç haftadır bu ülkedeyim, hiç yağmur görmedim diyebilirim...

İtalya Bari'den Arnavutluk'a geçtiğimde Duress veya Tiran'dan otobüsle Türkiye'ye döneceğim. Belki son bir extreme olması için Tiran ile Elbasan arasındaki ölüm yolu diye ünlenen 42 km lik dağ yolunu geçebilirim diye düşünüyorum.
Bakalım oradaki ruh halim ne olur?

Daha önceki turlarda bir arkadaşım ile beraber Elbasan üzerinden Tiran'a kadar sürmüştük... Fakat hava yağmurlu olduğu için bu yolu gözümüz yemedi ve yasak olmasına rağmen otobana girmiştik. Otoban çıkışında polislere rastladık. Başka alternatif yol olmadığını ve ayrıca bisiklet yasağını gösteren bir tabela görmediğimizi öne sürüp kendimizi kurtarmıştık...

Eğer sıkışsaydık, 10 dolarlık rüşvet teklifimizi devreye sokacaktık. Bu fikri bize veren mucit, bir gece öncesinde bira içtiğimiz bir bakkalın sahibesiydi...

Kamp Yerim:
36.313374, 10.479069

Günlük Sürüş:78 km
Total Sürüş:2.0168

13 Aralık 2018,Perşembe

Sabah henüz 5-6 km sürmüşümdür.
Hammamed'e yakınım.
Yolumun üzerine internet bağlantısı olan bir kafe çıktı. En az 3-4 saat kadar oturdum.Yapacak tek şey, Tunus'a kadar önümdeki 60-70 kilometrelik yolu biraz daha uzatarak 80-90 kilometreye çıkartmak.

Hava o kadar sıcak ki, kafede sabah saati olmasına rağmen güneşte oturamadım. Kalktığımda saat öğlen bire geliyordu. Bir lokantadan kızarmış tavuk aldım. Bir ağacın altındayım. Bir araç, içindekilerin şüpheli bakışları ile yaklaştı.

Anladım sivil polisler...
Tunus'da bu ikinci kez sivillerle konuşmam oluyor. Polis amcalara Tunus'a doğru gittiğimi ve burada sadece yemek için durduğumu söyledim. Yemeğe buyur etmeyi de unutmadım. Araçlarından bile inmeden teşekkür ederek çekip gittiler...

Bu karşılaştığım olaylar çok ciddi bir soruşturma gibi gelmesin. Polisler sadece meraktan veya kimin nesidir diye yanaşıp konuşuyorlar. Yani ne bir pasaport kontrolü, ne bir arama var. Siz yanlış birşey yapmıyorsanız korkmanıza gerek yok...

Tunus'a 30 km kadar kalmış durumda çadırımı ilk kez kazıkları kullanarak kurdum. Hava raporu sabaha karşı yağmur ve rüzgar gösteriyor...

Bu memlekette gökyüzünü günlerce bulutlu görmeme rağmen hiç yağmur olmadı. Ama bugünkü aşırı ısınma bence yağmur sıcağı olabilir.  

Kamp Yerim:
36.651194, 10.46432

Günlük Sürüş :46 km
Total Sürüş: 2.214 km


TUNUS
Hotel Afef

14 Aralık 2018, Cuma

Tunus, Arap Baharı sürecinde bölgedeki diğer ülkelerin aksine mevcut düzenini devrimler veya iç savaşlarla kaybederek terör karmaşasının içine düşmedi. Tunuslular, halen sivil toplum örgütleriyle demokratik geçiş sürecine destek vermek için çaba gösteriyorlar.

Benim konuştuğum insanların çoğu, ekonomik hedefler tutmamış olsa da, Arap Baharı sonrasında daha ileri demokrasiye doğru yol alındığı görüşündeler. Hatta Türkiye'de tam tersine olduğunu düşünenler de var. Bazı kişiler bizdeki ekonomik gelişmelerin iyi olduğun, ama demokratik kazanımların günden güne kaybedildiği görüşündeler. 

Önceleri kulaktan dolma olan sonra okuyarak doğruladığım bir şey var,
bağımsız Tunus’un kurucusu olan Habib Burgiba’nın bir çok reformda Atatürk’ten esinlenmiş olduğu...

Tunus'da Atatürk'ü övenler kadar -bizdekine benzer- devrim karşıtı insanlar da var. Bunlar Atatürk ve Burgiba'yı suçlayarak islamiyete zarar verdiklerini ileri sürüyorlar. Hatta bu liderleri dinsizlik ile suçlayan şeriatçı kesimin olduğunu da söyleyebilirim. 

Tunus'un başkenti, Tunus...
Yerleştiğim otel odası şehrin merkezinde olduğu için günün her saatinde dışarı çıkıp gezdim.

En çok da İstanbul'un Kapalıçarşı civarı veya İzmir'in Kemeraltı semtine benzerlik gösteren eski bir semtinde...
Günün her saatinde dışarı çıkıp gezerek şehrin keyfini çıkarıyorum.

Tunusluların Hergma dedikleri bir yemekle tanıştım.
Buna çorba da diyebiliriz...
Bizim tirit olarak bildiğimiz cinsten bir şey. Derin bir kasenin içine doğranmış ekmek parçacıklarını et, paça veya kemik suyu ile ıslatıyor ve üzerine yine aynı kazanda kaynayan haşlanmış nohut serperek servis ediyorlar. Tabi ki, burada bol baharat ve dayanablidiğiniz kadar acı harissa devreye giriyor. 

"Harissa nedir?" diye sorarsanız, ben de Kuzey Afrika orjinli bir biber salçası olduğunu buraya gelmeden önce öğrendim. Ana malzemeleri kavrulmuş kırmızı biber, Bakluti biberi, Serrano biberi ve diğer acı biberler, baharat ve de otlarıymış. Harissa sosu Sarımsak macunu, kişniş tohumu, safran, gül veya kimyon ve ayrıca biraz sebze veya zeytinyağı ilevesiyle hazırlanıyormuş. Acıyı sevenler için iddalıyım. Hazırını bulabilir veya kendiniz yapabilirseniz, bir deneyin; kesinlikle tiryakisi olacaksınız. 

Ben dönüşte bir kaç kutu konservesini getirdim. Bizim çiğ köfte için harika bir tat olduğunu söylemeliyim. O kadar çok acı olmasına rağmen yemesi de, çıkartması da insana hiçbir sıkıntı vermiyor.

Yarın İtalya'nın Salerno Limanı'na gidecek gemiye bineceğim. Gemi gece kalkıyor. Tunus'u gezmek  için önümde tam bir gün daha olacak. Elimdeki mevcut dinarları bitirdim. Döviz bozdurmak için bankaya girdim. Burada öyle her sokak başında bir döviz bürosu yok. Paranızı ancak bankalarda bozdurabiliyorsunuz.

İtalya'da da fazla kalmayacağım. Noel tatiline yakalanmadan feribot biletlerimi ardı ardına denk gelecek şekilde aldım. Gemi iki gün sonra Salerno'ya varacak. İndiğim aynı günün akşamı, tren ulaşımı olan Bari'ye yakın bir  şehre geçeceğim.

İtalya'daki son günün yolculuğu ise Bari Limanı'ndan Arnavutluk'a, Dures Limanı'na...

Tüyo: 
Tunus'da paranızı sadece devlet yetkisi olan döviz büroları ve bankalarda bozdurabilirsiniz. Piyasada asla bozdurmaya kalkışmayın, başınızı derde sokarsınız. 
Ayrıca döviz alış ve satış işlemi sırasında verilen makbuzları saklayınız. Ben karşılaşmadım ama, ülkeden çıkış sırasında bazen ibrazı isteniyormuş.
Geldik en önemli hatırlatmaya...
Tunus Dinarı'nın ülke dışına çıkarılması yasaktır, bilginiz olsun.
Bana üzerimde Tunus dinarı olup olmadığı sözlü olarak soruldu; okadar... 

Konaklama Yerim: 

Hotel Afef

Günlük Sürüş :35 km
Total Sürüş:2.249 km

 Tunisia





TUNUS-İTALYA 
15-16 Aralık 2018

Öğlene yakın yola çıkıp şehrin 25-30 kilometre kuzeyindeki Kartaca'ya geldim. Neredeyse akşam üzerine kadar buradaydım. Tekrar şehre dönmek yerine hava kararmadan direkt Limana geldim.    

Liman çevresi La Gualetta sahil şeridi gösterişli balık restoranları ve cafelerle dolu renkli bir yermiş...
Bir kaç saat sahili ve şehir içini dolaşıp cebimdeki son Dinarları harcadım... Liman kalabalık...
Marsilya, Palermo ve Salerno yönüne ardı ardına kalkacak üç tane gemi var. Limana giriş yolunda bir kaç simsar önümü kesti ve ülkeden çıkışta da polise verilmek üzere form doldurmak gerektiğini öğrendim. Amcam ısrar edince baştan söyledim, para yok diye... Kargacık-burgacık bir yazı ile doldurup uzattı... Tabi ki, başıma geleği biliyorum.
Para istiyor... Habibi, gerçekten hiç Dinar yok, diyorum.
Sevimli de bir adam. Bir de boyun bükünce yalanımdan rahatsız olup cebimdeki son üç-beş dinarı çıkarıp verdim. İnşallah tuvaletler parasızdır.

İnsanlar çok eşya getirip götürüyorlar. Yolcu salonu ana-baba günü...

Gemi, tam saatinde kalkacak gibi görünüyor. Yolcular, konteyner ve araçların yüklemesi tamamlana kadar bekletildi. Kapıları son anda açtılar.

Salerno'ya gidecek olan Catanya adlı gemideyim.
Tahmin ettiğim gibi tüm yolcular bindikten sonra gemi hiç beklemeden demir alıyor...

Günlük Sürüş: 47 km
Total sürüş: 2.296 km

TARANTO

17 Aralık 2018,Pazartesi

Artık dönüş yolunda oldukça hızlıyım...
Sabah 07.20 de gemi Salerno'ya yanaştı.
Polis noktasında üşenmeyip dönüş biletime de baktılar.
Olsun...
İşim bitince bir kaç memurla beraber bisiklet muhabeti yaptık. Bu arada yağmur başladı. Beklemeden pançomu giyip yola çıktım. 

Bari'den Adria Lines gemisi ile Dures'e geçmek eve varışımı çok hızlandıracak...
Yunanistan Limanı Patras üzerinden gitseydim üç günlük sürüşle Pire'ye varıp ancak 23 Aralık gecesindeki gemiye yetişebilecek sabahında Sakız'da olacaktım.  Tam da Noel gecesine denk geliyordu. Yolculuk orada da bitmiyor; bir de Çeşme'ye geçmek var. Baktım, noel dolayısı ile 27 Aralık gününe kadar Sakız-Çeşme arasındaki feribotlar tatil... 

Neyse ki, doğru rota tercihi ve iyi zamanlama ile yılbaşından çok öncesinde evimde olacağım.
Şanslıyım...

Salerno'ya ilk defa gelmiş oldum. Çok şirin bir kent... 
Önce istasyona varıp bilet bakıyorum. Bari'ye bulduğum tren seferi otobüs bağlantılı olduğu için Taranto'ya gitmeyi tercih ettim. Yarın oradan Bari'ye götürecek olan tren biletimi de şimdiden kestiriyorum. Zaten zamanım var. Yolu ikiyr bölmüş olmam daha mantıklı...

Salerno'da neredeyse tüm caddelere girip çıktım. Kordon boyundaki bir parkta füme et ve peynirle şarap içtim. Akşam üzeri tren istasyonuna geldim. Artık trenim gelip beni bu şehirden alacak ve evime biraz daha yaklaşmış olacağım.

Taranto'ya yeni günün ilk saatinde geldim.
Tren neredeyse boş gibiydi.
Geç saatlerde zorunlu olmayan insanlar seyahat etmiyorlar. Trenin en önündeki yük bölümünün olduğu vagonda geldim. Kendi giyim mağazasına mal götüren bir kadın ile beraberdik. Benim bisikletle birlikte onun malları yük bölümünde, bizler de göz ucu ile görebilecek şekilde yakın koltuklarda oturuyoruz.
Kadın ingilizce biliyor. Aralıklı olarak ilk yarım saat içinde bir kaç defa sohbet ettik. 
 
İstasyondan çıktığımda şehir uyuyor gibiydi. Nerede sabahlarım diye bakındım. Öyle uygun mekan yok. Bizde olsa bir sabahçı kahvesi bulunurdu. Mecburen şehrin dışına kadar gece sürüşü yapıp kamp için yer bulmaya çalıştım.

Taranto'dan seyahatimin başında geçmiştim. Bu gün de gecesini görmek kısmetmiş. Hem de şehri boydan boya geçerek...

Git, git kırsala çıkamadım. Tam on yedi kilometre sonra uygun olduğuna karar verdiğim bir noktadayım. 
Burası da halen şehir içi sayılır, ama gece yarısı daha fazla sürmek de eziyetten başka bir şey değil. 

Çevredekilere görünmemek için ışık yakmadan çadırımı kurmak zorundaydım.
Her şeyi göze alıyor ve çok geçmeden bez evime yerleşiyorum.

Kamp Yerim:
40.439538, 17.256372 

Günlük Sürüş : 37km
Total Sürüş : 2.333 km

BARİ LİMANI

18 Aralık 2018, Salı

Sabah trafiğinde şehre varana kadar anam ağladı. Yirmi kilometre kadar yol gelmişim.Tren istasyonu çevresinde kafede oturdum. İnternet bağlantısı olduğu için zaman çabuk geçti. Tren kalkış saati geldiğinde beklemeden vagona geçip koridordaki özel bölüme bisikletimi bağladım. 

Yolculuk fazla sürmedi. Çok geçmeden Bari Tren istasyonundaydık.Tamamı 80 km civarı bir yol.

Bari Limanı uçsuz, bucaksız koca bir alana kurulmuş. Yolcu salonunu bulup biniş kartlarımı aldım. Gece 23.00'de hareket edecek olmasına rağmen ben hiç bir zaman son saate kalmadan önce bir limana uğrayıp, durumu görmekten yanayım. N'olu ne olmaz, sefer saati değişebilir. Hava muhalafeti bekleniyordur. Her şey olabilir...

Şehre dönüp Mercantile Meydanı'na geldim. Oradan Kale, Ferrarese Meydanı derken gündüzün kalan bölümünü Bari'nin en hareketli yerlerinde geçirdim.

Gece Limana döndüm.
Hararetle konuşan bir sürü coşkulu Arnavut ile birlikte Duress gemisindeyim.
Salonun her yanını süslenmiş. Tertemiz bir İtalyan gemisi...

Deri koltuklarda televizyon karşısında yolculuk ettim.
Çoğu yolcular bardan satın aldıklarını içerken, ben kendi şarabımı içiyordum.

Günlük Sürüş: 43 km
Total Sürüş: 2.376 km
  

DURES (Arnavutluk)

19 Aralık 2018,Çarşamba

Sabah sakin bir deniz ve sıcak geçeceği şimdiden anlaşılan pırıl pırıl bir havada Dures Limanı'na yanaştık.

Bu Limana ilk defa inmiyorum. Daha öncesinde yine bir İtalya dönüşümü buradan yapmıştım. Limanda free wi-fi olduğunu biliyorum. Oturup kendime bir hostel baktım. Ayrıca başkent Tiran'a pedal çevirmeden direkt bu şehirden Türkiye'ye giden bir otobüs bulmalıydım.

Metro turizm otobüsleri Tiran'dan kalkıyor. Ben Dures den Alpar turizm firmasının kalktığını okumuştum. Israrla hiçbir otobüs firması bunu söylemek istemiyor... Alpar bürosunu da tarif etmekte isteksiz davranıyorlar. Neyse, kararlılıkla bulduğum otobüs terminalinin karşı caddesindeki bir ofis Alpar turizmin Dures kalkışlı otobüsü için biletimi kesti...(40€)

Ofiste Lola isminde Ortodoks sempatik bir bayan çalışıyor... Bisiklet için de muavinlerle muhatap olmak istemediğimi baştan söyledim. Zorluk çıkarmayacaklarının garantisini aldım. Buradan seni ben bindireceğim, dedi. Fakat bisikletimin ön lastiğini,gidonunu ve pedallarını sökecektim. 

Haritama pointlediğim hostel yakında sayılır. Önce yerleşmem doğru olurdu, ama daha erken. Bu satte bekletebilirler. Hostel için giriş saati 12.00 den sonra, ben hiç olmadı 11.00 gibi giderim.

Bir- iki saat şehirde turladım. Buraya özgü böreklerden yedim. Bu arada Facebook üzerinde grupları olan bisikletçi gençlerle tanıştım. Hiç uzun tura çıkmamış olan bu genç insanlar imrenerek bakıyorlar. Sorular ardı ardına geliyor. Kalacağım hostela gelene kadar bana eşlik ediyorlar.

Odama yerleştim.
Amerikalı bir kız arkadaşı ile Arnavut çocuğu Ben'in çalıştırdığı güzel bir ortamda akşamı son İtalyan şarabımla oynaşarak geçirdim.
İki tane de İtalyan genç vardı. Birinin yavru köpekleri olmuş, onları dağıtmak istiyor...Bana bile teklif etti. Yavrulara kimlik de çıkartmış.

Otobüsle kendimi ve bisikletimi nasıl götüreceğimi düşünürken bir de köpek mi?
Çok zor...

Konaklama Yerim:
Hostel Durres (7€) 

Günlük Sürüş:25 km
Total Sürüş: 2.401 km


 Dures Port,Albania

 Bari-Dures Ferry


 Hostel Dures, Albania


KEŞAN-İZMİR (Türkiye)

20-21 Aralık 2018

Yorgunluk ve mutluluk bir arada...
Evimdeyim.
Bu seyahatim boyunca tüm yaşadıklarımı tekrar tekrar anımsayıp, her anını hatıramda tutacağım...