[ google-site-verification: google096b424537a64561.html googlecb521646d1f4a805.html] google-site-verification: google096b424537a64561.html
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pkemal?ref=tn_tnmn
Kemalettin Şanlı / GEZİ YORUM > Backpacking > Tours Biking > Trekking                                                                                                             Backpacking - Trekking - Tours Biking       
BİSİKLET TURLARIM

AGRA-JAİPUR-DELHİ Gezi Hindistan



AGRA-JAİPUR-DELHİ, Hindistan Gezi


AGRA

ALTIN ÜÇGENİN BÜYÜLÜ SARAYI
TAJ MAHAL


1-5 Şubat 2008

Channai'dan Agra'ya kadar tam olarak 35 saat süren bir tren yolculuğu ile iki bin kilometre yol katettim. Trende gündüzleri sıcaktan fanlar yetersiz kalırken geceleri iyi kapanamayan camlardan soğuk rüzgarlar giriyordu. Anlayacağınız gündüz terlememek için atletle kalana kadar soyunurken, gece üşümemek için kat kat giyinip üzerine de uyku tulumumun fermuarını açıp yorgan yaparak örtündüm. Yabancılara göre daha tedbirli olan hintli yolcular yanlarında battaniyelerini getirmişler geceleri bunlarla, günüdüzleri ise vantilatörün raüzgarı çarpmasın diye  ince pamuklu peştemal kumaşlarla örtünüyorlardı.

Trendeki yemek satıcılarından iki kez vejeteryan biryani  yedim. Ayrıca yanımda getirdiğim yiyeceklerim de vardı. Hostelda haşladığım altı tane yumurtanın dördünü trende yedim. Seyyar çaycılardan kimi zaman sade, kimi zaman sütlü çay içtim. Su ihtiyacım için tedbirliydim. Dört tane bir buçukluk suyum vardı, üçünü tüketmişim.

Trenin varış saati sabaha karşı üç buçuk gibi oldu. Henüz hava aydınlanmamıştı. Bu istasyonda neredeyse yerli insanların sayısı kadar yabancı yolcu indi ve kırmızı gömlekli hamallar, otellerden görevlendirilmiş refakatçılar veya pazarlık ettikleri taksicilerin istilasına uğradılar. Kısa zamanda ben ve benim gibi özgür takılan bir grup yabancıdan başka hiçkimse kalmadı. Sırt çantamı emanetçi dükkanına bırakıp sabahın ilk ışıklarına kadar bekleme odasındaki koltuklara uzandım. Agra'daki gezi planımı aklımda tekrarlayıp tazelerken gözlerim kapanmış uzunca bir süre uyumuşum.

Şah Cihan'ın karısı için yaptırdığı Taj Mahal bu şehrin -hatta Hindistan'ın- en önemli yapısı... Uykudan sonra kararım değişti. İlk işim sarayı gezmek olacak. Bunun için önce yerleşecek bir yer bulmalıyım. 

Burası ülkenin kuzeyi, hava güneyden daha serin.  Şehrin üzerine çökmüş kalın bir kirli hava tabakası var. Biraz sis, biraz kirli duman ve biraz da toz bulutu gibi... Sokaklar şimdiden kalabalık. Görüş mesafesi çok az ve ben ancak peşimi bırakmayan değnekçilerden başkalarını görmüyorum. Otel mi lazımmış? Taksi mi arıyor muşum? Hayır dediğim de de yeni sorular geliyor... Nereye gidiyormuşum? Bazen bunlara laf yetiştirirken yol kenarında yerlerde yatan bir sürü insanı son anda ferkedip onlara takılarak düşmekten kendimi zor kurtardığım oluyor. 

Sokaklar bakımsız köpeklerle dolu. Karton koliler üzerinde, çullara sarınarak yerlerde yatan insanları koruma içgüdüsü ile diş göstererek havlıyorlar. Sanırım beni her gün beraber yaşadıkşarı insanların dışında bir yaratık olarak algılıyor ve tehlikeli sayıyorlar...

Yanımda köpek kovucum var. ilk kez denemek için çıkarıp kullanıyorum. Bir kaç köpek aniden sakinleşirken özellikle bir tanesinde daha saldırgan davranışlar beliriyor. Diğerleri arkalarını dönüp gittiler, ama sadece bu köpek peşimde ve daha agresif bir durumda hırlamayı sürdürüyor. Kovucuyu kullanmayı bıraktım. Hayvan o zaman daha bir sakinleşti ve dozunu azaltarak havlamayı kesti. Artık peşimden de gelmiyordu.


Korktuğumu düşünüyorsanız, tabi ki korkmadım. En çok iyi paralarla aldığım Amerikan yapımı bu köpek kovucunun beni korumamasına takılmıştım. Parayı sokağa attığımı düşünmekten köpekleri aklıma bile getiremiyordum... Daha sonraki araştırmalarımda, köpeklerin yaşlarına göre duyma yetilerinin değişmesine veya sağırlıklarına bağlı olarak, bu tür aletlerin her zaman başarılı olmadıklarını öğrendim. 

Kenar mahallelerden uzaklaşıp daha temiz, daha bakımlı caddelere çıktım. Sabah sporu yapan askerlerle selamlaştık. Rikşacılardan biri ile anlaşıp Taj Mahal'e kadar geldim. Çevrede maymun kaynıyor. İnsanların peşine takılıp onlardan yiyecek koparmaya çalışıyorlar. Turistler muz ve çereze alıştırmış. Kargalar da akıllı hayvanlar, maymunlardan hiç de geri kalmadan yiyecekleri kapıyorlar. İnsanlar korkarak onları beslerken bir yandan da resim çekmeye çalışıyorlar. Rikşacının uyarısı ile maymunların fotoğraf makinemi elimden kapabileceklerini, boynumda asılı olarak kullanmamın daha emniyetli olacağını öğrendikten sonra dikkatli davranıyorum.

Taj Mahal giriş ücreti 18 Amerikan dolarına denk geliyor... Bu rakam daha sonraki yıllarda -Ürdün'de- Petra girişi için ödeyeceğim 44 €'dan daha az bir miktar olmasına rağmen koymuştu... Fakat sadece o anlık bir düşüncem olarak kaldı. Burası daha fazla ücret ödemeye bile değer. Petra da öyle...

Taj Mahal'i anlatmayacağım. Bunun için Google Amca -her şeyde olduğu gibi- sonsuz bir bilgi deryası sunmuş. Artık bırakın gezi kitaplarını, rehberlere bile ihtiyaç kalmadığını düşünüyorum. Benim için gideceğim yerlerin büyüsü orayı gezen insanların neler yaşadığını yazdıkları hikayelerde gizli...

Taj Mahal için önemli bir ipucu vereyim... Saray Yamuna Nehri'nin güney kıyısında yapılmış. Büyük kapıdan en güzel manzarayı çekebileceğiniz gibi, saraydan çıktıktan sonra körüden yürüyerek nehrin karşı yakasındaki Mehtab Bagh'a gelin... Buradan parkın peyzajı ile sarayın kuzey görüntüsünü resimlemenin daha farklık yaratacağını garanti edebilirim... 

Günün yarıdan fazlası Taj Mahal'de geçti. Otele yerleştikten sonra zaman kaybetmeden yine kendimi sokağa atıp akşama kadar dolaştım...Bu arada bir berbere girmeye cesaret edip saç traşı oldum. Adam kirli makasıyla kuru bir şekilde saçlarımı kırparken -tipik berber merakıyla- kırk tane soru sorup traş boyunca gevezelik yaptı. İşçiliğinin bedelini alırken dürüst davranmadığını düşünüyorum. Sadece kuru bir tıraş için 30 rupi aldı. (Neredeyse bir Amerikan Doları)

Agra bu bölgede turizmcilerin "Altın Üçgen" dedikleri bölgede Delhi ve Jaipur'dan sonraki üçüncü ayağı oluşturuyor. Gerçekten gezilecek çok yer var. Ben burada kaldığım iki gün içinde Agra Kalesi, Ekber Şah Türbesi, Cihangir Sarayı, Moti Cami gibi pek çok yeri gezerken Fatehpur Sikri'ne gitmek için zaman yaratamadım. Agra'nın 40 km kadar batısındaki bu antik şehir aslında tam da benim gezmek istediğim tarzda tarihi bir şehir. Buraya gelindinde aynı gün geri dönülmemesi gerekir. En azından bir gece konaklayıp buranın mistik atmosferinde sabahlanmalı diye düşünüyorum. Umarım bu ülkeye ve şehre tekrar geleceğim. Arkamda görmeden bıraktığım bu yerler bir dahaki gezilere çıkmam için sebep oluşturacaktır...


JAİPUR,
PEMBE ŞEHİR

Oldukça ucuz bir mekanda konaklayacağım. Bir gece için sadece 150 Rs, yani 4.4 USD... Böylece günlük 10-15 Amerikan Doları harcama ortalamasını fazlasıyla tutturmuş durumdayım. Üstelik tiksinme duyularım köreldi. Neredeyse fare bile yiyebilirim. (Çok mu abarttım!?) İlk günlerdeki kadar aç kalmıyor, buraya özgü daha çok çeşitli yerel yemeklerle besleniyorum.

Dönüş biletimin tarihine göre önümde yetmiş gün kadar zaman var. Cebimde kalan para 1.050 Dolar... Rotamdaki ülkeler buradan sonra sırasıyla  Nepal,Tayland,Kamboçya,Vietnam ve Laos... Nepal'den Bankok'a  bir kaç gündür ucuz uçak bileti sorguladım, fiyatlar çok yüksek... En iyisi Nepal'den tekrar Hindistan'a dönüp Kolkata üzerinden Bankok'a uçmak olacak. 

Jaipur'da çok kısa süreli, ama deli gibi bir yağmur yağdı. O anda sokaktaydım ve her yer bir anda denize döndü. Pek çoğu çıplak ayaklarıyla gezen Hintliler için ıslanmak gibi bir sorunları yoktu. Bu yağmur onlar için bulunmaz bir bereket sayılırdı.  Kaçışanlar, daha ziyade yabancılar ve 
kravatlı -batılı gibi giyinmiş- memur görünümlü insanlardı. Hemen bir bakkal dükkanına sığındım. Buradan bahane ile peynir satın aldım. Hindistan'da bizdeki gibi öyle her yerde bu nimeti bulmak çok kolay olmuyor.

Jaipur'da görülecek en önemli yerlen Hawa Mahal ilk hedefim oldu. Burası Johri Pazarı'nın bulunduğu meydanda... Korkunç bir trafik ve insan kalabalığı var. Binaların çatılarında, yüksek duvarlar üzerinde ve ağaçlarda gezinen bir sürü maymun görüyorum. Arada caddeye inerek insanlardan yiyecek dileniyor, hatta çoğu zaman çalarak kaçıyorlar. Bu durum en çok turistlerin ilgisini çekiyor, fotoğraf makineleri ile görüntü avlamaya çalışıyorlar. 

Pembe şehrin bu ilgiç sarayı Hawa Mahal, 1799 yılında Hindu Tanrısı Krişna'ya ithaf olarak onun tacına benzetilerek inşa edilmiş. Sarayın yapılmasındaki amaç asil kadınların sokaktaki insanlara karışmadan dışarısını seyretmeleri... Tam olarak 953 tane penceresi var. Bu pencerelerin yapımında dışarıya olan görüntü, güneş ışınlarının içeriye girmesi ve hem de sıcağa karşı hava akımının sirkülasyonu düşünülmüş.Hawa Mahal Hindistan'ın en önemli  saraylarından...

Bu arada bir tiyo vereyim. Yolun karşısındaki binaların teraslarına çıkıp daha yüksek bir konumdan sarayı karşınıza alın. Alt kattaki dükkanların aralarında mutlaka küçük bir merdiven girişi bulacaksınız. Hiç çekinmeden diğer turistlere karışıp bu teraslardan birine çıkın... Sarayın en görkemli görüntüsünü hakim bir konumdan seyreder, hem de objektifinize sığdırabilirsiniz. 

Hawa Mahal'in hemen köşesindeki duraktan otobüse binip 8-10 kilometre uzaklıktaki Amber Kalesi'ne geldim. Kale kocaman tepelerde çevrilmiş surlarıyla devasa bir şey... Nasıl da o kartal yuvası zirvelere çıkıp o surların taşlarını ördünüz? Tarihçesine bakmak lazım...

Kaleyi tamamen gezmek herkes için iyi bir kondüsyonunuz olmalı. Bunu başarabilen az sayıdaki insanlardan biri olduğumu söylemeliyim. Çünkü burayı ziyaret edenlerin neredeyse tamamı fillerle geziyor. Sadece iki kişinin binebileceği bir fil için ödenmesi gereken ücret 20-25 $ kadar. Sizi girişteki Booking Office'den yukarıya saray kapısına kadar çıkartıyor. Tamamen turistik!

Kaleye arka taraftan jiplerle taşınan turistler de var. Ben fillerin yolundan yürüyerek çıktım. Bu arada merdinenle bindikleri dev hayvanların üzerinde poz veren pek çok turistin ricasını kırmayıp resimlerini çektim. Bunların çoğunun Japon ve Koreli olduklarını söyleyebilirim. Malumunuz, uzakdoğunun daima 
gülümseyen bu küçük suratlı  insanları resim çekmeye bayılıyorlar.

Kale'den inerken arka sokaklardan yürüdüm. Burada çöpleri karıştıran domuzlar gördüm. Hindistan'da bu hayvanlarla ilk kez karşılaşıyorum. 

Küçük bir resim galerisinden siyah zemin kanvars kumaş üzerine reaktif parlak yağlı boya ile çalışılmış çerçevesiz bir resim aldım. Amatör ressamla sıkı pazarlık yaptığımı tahmin edebiliyorsunuzdur. Altı yüz rupi ile başlattığı fiyat sadece yüz altmış rupi ile sonuçlandı... Doğanın fırtına, şimşek veya yangın gibi öldürücü felaketlerinin kişiselleştirilmiş tanrısı Şiva için değer miydi bilmiyorum. Bugün halen oğlumun odasında asılı duvardan bize bakmayı sürdürüyor.

Jaipur'da görülmesi gerken daha pek çok yer var. Bunlardan önemli sayabileceğinizi düşündüğüm Jantar Mantar Amber Kalesi ve Hawa Mahal'den sonra atlanmaması gerekenlerin başında geliyor. Burası savaşçılığının önüne geçen astronom kişiliği ile kral Jai Singh'in yaptırdığı beş üniteli gözlemevi...

En uzak yerlere kadar gidip akşam saatine yakın tekrar şehir merkezine döndüm. Gündüz gördüğüm insanlar daha da hareketli görünüyorlar. Hava kararmadan önce son ihtiyaçlarını giderip evlerine dönmenin telaşından olmalı. 

Bugün caddelerin birinde omuzlarda taşınan bir cenaze gördüm. Düz ahşap tahtırevan üzerinde yüzü açık şekilde taşınıyordu. Cenaze sahipleri ağlaşırlarken biri elindeki torbadan avuçladığı çiçek yapraklarını aralıklı olarak merhumun yüzüne serpiyordu. Hızlı adımlarla yolun kenarından yürümeye çalışken bazen  trafiği kesmek zorunda kalaran bu elemli kalabalığı uzaklaşana kadar seyrettim. Acının hiç bir ülkede farklılığı yok. "Ateş düştüğü yeri yakar" diye, ne güzel söylenmiş.

Günün sonunda hediyelik bir şeyler de satan kumaş dükkanında kendini "Selim Han" diye tanıtan müslüman bir satıcı ile oturduk. Dışarıdaaki masalarda çay içtik. İlla bir şey satmak için bastırıyor. Aslında kül yutacak biri değilim. Fakat iyi bir indirim kopararak on dolar bayıldım. Karşılığında aldığım ürünler bizim ülkemize göre bence çok ucuz... Altı tane elişi gibi görünen -ama fabrikasyon- ibrişim ipliklerle işlenmiş pamuklu hambez kumaştan yastık kılıfı ile üzeri renkli camlarla süslenmiş bir kumaş heybe...

Sonra bir rikşaya binip hiç pazarlık etmeden 15 rupi ödeyerek yakındaki hotelime döndüm. İnsan gücü ile giden bisiklet rikşalar ile hiç bir zaman pazarlık etmiyorum. Dilencilik yapmak yerine beden gücü ile çalışan bu insanların evlerine ekmek götürmesine destek olunması gerektiğini düşünenlerdenim. 
Hindistan'da yaya olarak önden insanın çektiği rikşaya bir kere bindim. Arabaya koşulmuş hayvan muamelesi yapmış gibi hissettim kendimi. 
Aslında bu onlara yapılan bir iyilik değil belki ama,  içim almadı. Biniş o biniş... 


DELHİ

Şehre geldiğimde aynı tren istasyonundan Varanasi şehrine bileti almak istedim. Ancak ucuz tren bulamadığım için otobüs ile gitmeye kararlıyım.

Hindistan'da tüm tren bilgilerini içeren bir kitapçık satılıyor. Sürekli seyahat halinde olan turistlerin bunu edinmeleri çok mantıklı. Nereye gidecekseniz tren saatleri ve hangi trenin nereden kalktığı ile ilgili bilgilere buradan sahip oluyorsunuz. Eğer sizde bu kitapçık yoksa istasyondaki tabelalardan yararlanabilirsiniz. Unutmayın, bilet alırken tren kodu ve kimlik bilgilerinizle birlikte bir form doldurmak zorundasınız. Aynı gün için bilet alacaksanız normal gişeden, daha ileri günlere bilet almak için ise rezervasyon gişelerini kullanıyorsunuz.

Old Delhi'de Chandi Chowk bölgesinde takıldım. Çok değişik ve hareketli bir pazarı var. Önünden geçen cadde Red Ford'a gidiyor. Buradan kaleye geldim. Fakat Red Ford tadilata girmiş. Sadece dışında gezerek görüntüledim.

Daha sonra ön cephesi tanrı heykeli görüntüsünde olan bir tapınağa geldim. Dev heykelin açık ağızı tapınağın giriş kapısı... Buradan girip içerideki çıplak ayaklı rahiplerin yönettiği tapınmaları izledim. İçeye giren hindular önce baş rahibin karşısında diz çöküp yere bir kaç defa eğilerek saygı gösterisinde bulunuyor ve ardından ellerindeki tütsüleri yakıyorlar. Kimileri yanlarında getirdikleri meyve sepetlerini sunuyor. Rahipler ellerindeki zincirli buhurdanlıklarını sallayarak dumanı ile cemaati kutsuyor. Gördüklerim bizim Ortadoğu dinlerindeki ritüellere benzeyen şeyler... Kimin kimden esinlendiğini bilmek için dinlerin çıkış tarihlerini öğrenmek gerekir. Bana sorarsanız pek fazla akademik bilgidedeğilim. Çok merak edersem öğrenmeye çalışırım.  İlk defa karşılaştığın bir şeyi görmek tabi ki hoşuma gidiyor...

Koton Pazarı çevresinde gezerken kendimi müslüman mahallesinde gibi hissettim. Genellikle tesbih seccade gibi islam alemine dönük ürünler satılıyordu. Esnafın da çoğu müslümanlardan oluşuyor. Çevrede en görkemli olan büyük bir camiye geldim. Daha önce Jaipur'da da gördüğüm sokak berberleri burada da karşıma çıkıyor. Bir ağacın veya bir trafik levhasının dibine koltuğu koymuş, aynayı da asmış, resmen açık hava berberi... Köpük köpük sakallar, saçlar kesiliyor... 

En ilginç olanı ise Jama Mescid'in merdivenlerinde ve bazen duvar diplerinde çalışan kulak temizleyiciler. Adam müşterisini merdivenlere oturtmuş, elindeki alet edevatla bir güzel kulağını temizliyor. Hem de öyle bir ciddiye yapıyor ki bu işi, sanki tıp profesörü gibi dikkatlilik içinde...

Delhi'de  Kızıl Kale,Hint Kapısı, Kutub Minaresi ve Jama Cami gibi görülecek pek çok tarihi yerlerin yanında modern Lotus (Bahai) Tapınağı'da ilginizi çekebilir. Ben gitmeyi çok düşündüğüm halde son anda vaz geçtim. Modern bir yapıyı görmek için yirmi kilometre yolu göze almaya gerek yoktu.



Yedi ülkeyi kapsayan 92 günlük UZAKDOĞUGEZİSİNİN (İran,Hindistan,Nepal,Tayland,Kamboçya,Vietnam,

Laos)

Devamını okumak için tıklayınız: >>>VARANASİ 

"Bilgi, paylaşıldıkça çoğalır!" Başkalarının da yararlanmasını sağlamak için aşağıdaki modülleri kullanarak YORUM yapabilir, FACEBOOK'da paylaşabilirsiniz!