[ google-site-verification: google096b424537a64561.html googlecb521646d1f4a805.html] google-site-verification: google096b424537a64561.html
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pkemal?ref=tn_tnmn
Kemalettin Şanlı / GEZİ YORUM > Backpacking > Tours Biking > Trekking                                                                                                             Backpacking - Trekking - Tours Biking       
BİSİKLET TURLARIM

BANGALORE, Gezi Hindistan


BANGALORE, Uzakdoğu, Hindistan

23-24 Ocak 2008

İki yüz kilometre kadar bir yolu tam beş saatte geldik. Tren tıklım tıklım insan kaynıyordu. Trenlerde turistlere ayrılmış vagonlar var. Genelde uzun gece yolculuğu için bunu tercih edebilirsiniz. Ben çoğu zaman yerli halkın içinde seyahat etmeyi daha çok seviyorum. 

İsviçre vatandaşı bir İngiliz genç ile sohbet ederek yolculuk ettik. Robert psikoloji okuyan bir  üniversite öğrencisi... İkimiz de yanımızda ne varsa ortaya çıkarıp cam kenarındaki karşılıklı koltuklarımızda yemek yedik. Trene binmeden Hindistan'da ilk defa karşılaştığım çok katlı bir AVM'den peynir ve hazır pişirilmiş hamur işi yiyecekler satın almıştım. Bu ülkede peynir bulmanın bizdeki kadar kolay olmayacağını düşünüyorum. En favori yemeğim samosayı ihmal etmedim. Burada tanıştığım samosa, içi patates ve bezelye  yoğunluklu yağda kızartılmış Hint böreği...Yanında acı biberleri kütür kütür götürüyorum. Artık ilk günlerdeki ishal olma korkum kalmadı.Umarım aksilik yaşamadan sağlıklı bir sinidirim sistemi ile devam ederim.

Bangalore Karnataka Eyeleti'nin başkenti. Aynı zamanda Asya Kıtası'nın silikon vadisi olarak biliniyor. Müthiş bir insan seli içindeyim. Caddeler korkunç şekilde kalabalık...Burası turistik bir şehir değil. Ne göreceğim derseniz, sadece park ve bahçe diyebilirim. Bunların dışında Bangalore Sarayı ve Tipu Sultan Sarayı, şehrin turistik alanlarını temsil ediyor. Biraz da çarşı-pazar ile tapınak ve bir o kadar kilise bulunuyor. Benim amacım fazla zaman kaybetmeden ülkenin en güneyindeki Kanyakumari'ye gitmek... 

Kocaman bir tren garında indim. On taneden fazla peron var. Çıkışa kadar bir kaç yaya üst geçidinden yürüdüm. Sırt çantam yirmi-yirmibeş kilo arası bir ağırlıkta. Bu kadar merdiveni sıcak havada yürümek kolay sayılmaz. Tabi ki her gün yeni bir ortamda güne başlamanın verdiği gezi heyacanı bu hamallığa fazlasıyla değer. Aslında yükümü azaltmam mümkün, ama bu seyahat konforumu da azaltmak olur. En akla gelmedik bir eşyam çoğu zaman bulunduğum ortamın lüksünü artırabiliyor. Mesela yanımda küçük bir rende bile taşıyorum. Havuç, turp, tatlı patates gibi kabuklu sebzelerden salata yapabliyorum. Evimden getirdiğim halis zeytinyağım ve zeytinim bile var. Buralarda bulamayacağım daha pek çok şeyler sayabilirim.En önemlisi, tüm bu basit şeylerle mutlu olmak gibi bir hünerimin olması...

Büyük şehirlerde çok ucuz yatak bulmak mümkün olabilir belki ama, konfor ve temizlik beklerseniz hayal kırıklığı yaşarsınız. Otel Amrutha aynı zamanda restaurantı olan vasat bir otel... Gecelik 260 rupi ödeyerek yerleştim. Bu da yedi dolar civarında bir ücret eder...

Banyo zemini çinili beton... Kendi terliklerimi giyerek otelin üzerleri mil bağlamış plastik kirli terliklerini kenara kaldırdım.Çeşmenin altına konmuş bir kova ve içinde bir maşrapa var. Bunları kullanabilmek için önce iyice temizledim. Ağızıma ve gözlerime su kaçırmamam gerektiğini biliyorum. Terden yapış yapış olmuş vücudumu bir güzel lifledim. Alafranga tuvaletin kuburuna kapak yerleştirmemişler. Buradan çıkan bir fare ile yüz yüze geldim. Tekrar aynı deliğe girdi. Su kovasını deliğin üzerine koyup sağı solu kontrol ettim. Başka yerden fare gelebilmesinin mümkün olmadığına kanaat ettikten sonra kendi yastık kılıfım ve çarşafımı açtığım yatağa girdim. Yarın sabah tuvaleti nasıl kullanacağımı düşünmemek için çok çabaladım... Nihayet gecenin üçünde uyumuşum.

                                                  ***
Bangalore'da en görülesi yerlerin başında Lalbagh Botanik Parkı geliyor. Buraya otobüsle geldim. Giriş ücreti 20 Rs... Pek de batılı turist göremiyorum. Tamamı yerli halk ve en çok topluca geziye gelmiş öğrenciler var. Ortalık cıvıl cıvıl tek tip giyinmiş çocuk kaynıyor. Bu kara tenli, boncuk gözlü sevimli yaratıklar şaşırtıcı özellikteki beyaz dişlere sahip... Genellikle misvak kullanıldığına tanık olduğum, çeşmelerinden mikroplu suların aktığı bu fakir ülkenin insanları nasıl oluyor da dişlerini güzel koruyabiliyorlar?!

Çocukların ilgisi her zamanki gibi yoğun. Parkta karşılaştıkları bu beyaz adamla resim çektirmek için çaba harcıyorlar. Akşama kadar parkın her noktasını geziyorum. Çiçek sergileri, fidan bahçeleri, havuz ve yapay göller, meyve satıcıları...

Ananas, papaya, rambutan, mango...Tropik meyvelerin hepsi güzel. Sadece durian denen kötü kokulu meyveyi denemedim. Belki duymuşsunuzdur, Singapur ve Malezya'da milli olmuş -en sevilen- ama kokusu yüzünden toplu taşıma araçları ile diğer ortak kullanım alanlarına sokulması yasak olan bir meyveden bahsediyorum.

Bir kiloluk bir papaya yedim.(20 Rs) Bir tane közlenmiş mısırın üzerine taze sıktırdığım kocaman bardak şeker kamışı suyu içtim.(6 Rs) Tabi ki buz koydurmadım. Bunu yaparsam mikrop kapabileceğimi biliyorum. Gün boyunca bir buçuk litrelik suyumu bitirememişim. Biraz daha fazla su içmeliyim. Ara sıra pirinçden başka yoğun karbonhidrad içeren gıda almadığım için kilo vermeye başladım. Sağlığıma dikkat etmem gerekiyor.

Hindistanda olunur da hint kınası ile tanışılmaz mı? Parkta kadınların ellerine kına yaptırdıkları bir stant başında toplanmış insanları gördüm. Değişik metotlarla geçici dövme yapan amca kaşe baskı förmülü ile özel bir boya kullanarak koluma bir kaplan figürü yapıyor. On-onbeş gün kadar clidimde kalacakmış. Amca'nın kendisi teklif ve ısrar etmiş olmasına rağmen bu jestine karşılık vermek istedim. Avucumdaki paralardan sadece 10 rupi alıp bir baskı daha beğenmemi söyledi. Batılı bir turist olarak oradaki kişilerin ilgisi üzerimdeydi. Gayet saygılı bir şekilde
-maskara edilmeden- yoğun bir öneri yağmuruna tutuldum. Herkes kendi fikrince yaptırmamı istediği motifi gösteriyor, onu tercih etmemi istiyordu. Ben genç bir kızın önerisi ile, hindu inancına göre nar meyvesine benzeyen bir motifi tercih ettim. Bereket ve bolluk getirirmiş...

Çantamı almak için otele döndüğümde trenimin hareket saatine daha çok zaman vardı. Yola çıkmadam önce ilk defa bir restaurandda yemek yemeye karar verdim.Sofram kolumdaki dövmemin getireceği bolluk ve bereketten çok uzaktı. Midemi bozma korkusu ile sadece bir tek çelşit yemek söyledim. Daha önce trenlerdeki seyyar yemek satıcılarında tattığım geleneksel yemek olan "dhal" dedikleri menüden aldım. Üç renk mercimekten yapılan ve pirinç pilavı ile servis edilen bir yemek. Güney Hindistan pirinç tüketirken, kuzeyde daha ziyade "naan" ve ya "çapati" denilen tahıllı ekmekler tüketilmekte...

Tren garı malum yoğunlukta insan kaynıyor. Peronumu bulup treni beklerken bir gurup çekik gözlü gençlerle tanıştım. Resimler çekip biraz şamata yaptık. Orta Asya ırkından olan bu Hintliler kuzeyde Bengal ve Tibet sınırına yakın bölgeden gelmişler. 

Kara renkli Hindu tipini benimsemişim. Doğrusu çekik gözlü bu sarı ırk insanların da bu ülkenin yurttaşları olabilecekleri hiç aklıma gelmemişti. Konuşunca bunu öğrendiğimde biraz şok olduğumu ve de bilgisizliğimden utandığımı itiraf etmeliyim. Pek çok ırkın yaşayıp değişik diller konuştuğu, binlerce tanrıya inanılan bu koca ülkeyi tanımak öyle kolay değil tabi ki...

Yol arkadaşım Avustralya'da yaşayan genç Hintli kız Menisa ile saatlerce konuştuk. Fizik profesörlüğünü hedefleyen bu genç kendi ülkesine ailesini görmek ve bu arada rafting yapmak üzere gelmiş. Karşılıklı üçlü koltuklarda oturan altı kişilik bir kompartımandayız. Koltukların üzerinde ikişer tane daha zincirle sabitlenen açılır koltuklar var. Bunlar seyyar ranza gibi açılıp her iki tarafta karşılıklı üç katlı yataklar oluşturuluyor. Yanımızdaki diğer yolcular yataklarını kurup uyudular. Geç saatlerde biz de alt kattaki karşılıklı yataklarımızda uzandık. Sırt çantam ayak dibimde, yanımda taşıdığım zincir ve asma kilitle koltuğa zincirlenmiş. Pasaport ve yüklü paralarım özel diktirdiğim bez kesemin içinde... Kese elbiselerimin içinden boynumda çapraz asılı... Fotoğraf makinesi ve diğer değerli elektronik ganimetim ise  başımın altında koyduğum ön çantamda...Her türlü tedbir alınmış. Babamın deyişi ile eşeğim sağlam kazığa bağlı, gerisi Allah' emanet!

Rotam, beş yüz- beş yüz elli kilometre güneydeki  Arap Denizi'ne bakan liman kenti Koçi (Kochi)...

Yedi ülkeyi kapsayan 92 günlük UZAKDOĞU GEZİSİNİN (İran,Hindistan,Nepal,Tayland,Kamboçya,Vietnam,Laos)

Devamını okumak için tıklayınız: >>>KOCHİ(KOÇİ)

"Bilgi, paylaşıldıkça çoğalır!" Başkalarının da yararlanmasını sağlamak için aşağıdaki modülleri kullanarak YORUM yapabilir, FACEBOOK'da paylaşabilirsiniz!