[ google-site-verification: google096b424537a64561.html googlecb521646d1f4a805.html] google-site-verification: google096b424537a64561.html
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pkemal?ref=tn_tnmn
Kemalettin Şanlı / GEZİ YORUM > Backpacking > Tours Biking > Trekking                                                                                                             Backpacking - Trekking - Tours Biking       
BİSİKLET TURLARIM

POKHARA, Gezi Nepal


POKHARA, Nepal Gezi

HİNDİSTAN'DAN NEPAL'E GİRİŞ

8 Şubat, 2008

Varanasi'den trene binişte aşırı bir izdiham yaşandı. Gelen tren çok kalabalık olduğu için binenler adeta bir birlerini ezdiler. Bekleme sırasında tanıştığımız ispanyol çift Belinda, Orlando ve aramıza daha sonra katılan genç fransız kız Melissa ile gurup oluşturup Nepal'e beraber geçmeyi kararlaştırdık. Gorakhpur'dan sınıra kadar özel araç tutup ücretini bölüşmemiz hepimiz için daha hesaplı olacaktı. Bunun için hepimiz aynı trene binmek zorundaydık.

Tren tıka basa insan doldu. Böyle seyahat eymek asla kolay olmayacaktı. Numaralı koltuklarımıza ulaşmak ve yerimizi işgal edenleri kaldırmak için istasyondaki memurlardan yardım istedik. Tren yolcuları arasındaki bu kargaşa dakikalarca sonra kısmen halledildi. Turist olduğumuz için öncelikle bizi bir arada yer temin ederek oturttular.

Tren hareket öncesi 2-3 saatten fazla gecikmişti. Bu bir şey değilmiş meğer... Daha sonra bir ara istasyonda saatlerce durdu. Sebebini sonradan öğrenebildik. Nakil edilme sırasında bir mahkum kaçmış. Bir kaç perondan oluşan tren istasyondaki hiç bir trenin hareketine saatlerce izin vermediler. Polisler her yolcuyu tek tek kontrol etti. Diğer bekletilen mahkumların durumu çok ilginçti. Kelepçeden ziyade mahkumların ayakları ve elleri urganlarla bağlanmış ve bir ucu görevlininin elindeydi.  Hintliler için çok da farklılık arzetmeyen bu görüntülere tüm yabancılar acıyarak baktılar.İnsanlık onuruna hiç de uygun olmayan bu vahşi görüntü hepimizin yüreğimizi burkmuştu.

Trenimiz bir kaç istasyonda daha bekletildi. Bu sebeple iki yüz kilometrelik yolculuk on-oniki saat sürdü. Ertesi gün neredeyse öğle üzeri Grakpur'a vardık. Karnımız çok açtı. Başımıza akbaba sürüsü gibi üşüşen taksicilerden kurtulup salaş bir lokantaya oturduk.

Orlanda, hinduizme sempati duyan bir Fas kökenli bir ispanyol genci... Tıpkı bir hintli gibi giyinmiş. Onlar gibi çatal kaşık kullanmadan yemek yiyor. Kız arkadaşı saçlarını kazıtmış çıtı pıtı fiziği ile Barselona'lı bembeyaz vejeteryan bir katalan. Melissa ise tam bir fırlama... Herkesle öyle bir cebelleşiyor ki, halkla tüm ilişkimizi ona teslim etmişiz. Çok sıkı bir pazarlık etmeden bir kuruş harcatmıyor.

Lokantada önce tereyeğı ve kızarmış peynirle birlikte "çapati" dedikleri tandır pidelerden atıştırdık. Ardından ilk defa tanıştığım bir hint yemeği ve tam altı tane acılı samosa yedim. Ayrıca Melissa'nın bitiremediği sebze sotesi ve safranlı pilavını da Orlanda ile beraber temizledik!

Yemek sonrasında bir taksiciyle yirmi dolar karşılığında anlaşarak yüz on kilometre kuzeydeki Nepal sınırındaki Sonauli kasabasına gitmek üzere yola çıktık. Taksici öyle bir araç kullandı ki, resmen ödümüz patladı. Arabada yan aynalar yok. Sadece içerideki bir dikiz aynası ile işi idare ediyor. Yetmezmiş gibi, Orlando'nun çantasından çıkarıp verdiği hintçe CD den yüksek sesle dinlediğimiz müzikle şoförümüzü daha da şımartmıştık. Ara sıra adamı uyarsak da hiç faydalı olmadı. Deli cesareti denecek bir sorumsuzluk içinde dinlediğimiz Şiva'nın ilahilerinden aldığımız iman gücü ile  -güle oynaya- sınıra vardık. 

Burası tam bir sınır kasabası... Kasabalılar bütünüyle iki ülke arasındaki karşılıklı gidiş gelişlere endeksli bir yaşam biçimi içindeler. Yolar toz topraktan geçilmiyor. Seyyar berberlere traş olan babacan bir gümrük memuru ile biraz muhabbet ettikten sonra karşıdaki ofiste çıkış damgalarımız pasaportlarımıza vuruldu. "Nepal'e hoşgeldiniz" yazılı sınırın girişinde bir hatıra fotoğrafı çektikten sonra formlarımızı doldurduk. Nepal sınır memurlarına giriş vizesi olarak ödediğim ücret kişi başına otuz dolar... Bir tane de resim bulundurmayı sakın unutmayın.


BELAHİYA KÖYÜ,
NEPAL TOPRAKLARINDAYIZ

Artık resmen Nepal'e girmiş bulunuyoruz. Buradan ikişer kişilik rikşalara binerek sadece bir kilometre ilerideki Siddharthanagar'a bağlı Belahiya sınır köyüne geldik. Bu gece konaklamak için Malissa'nın pazarlık gücü ile ikişer kişilik ayrı odalar bulduk. Ben Melissa ile aynı odayı paylaştım. Yanımızda hint rupisi vardı. Kişi başına 125 rupiye anlaşmıştık. Ödemeyi Malissa yaptı. Bu fiyata dahil olan birer kova sıcak su hakkımız vardı. Ben duşumu çeşmeden zaten ılık akan su şle yapabilirdim. Pansiyoncu kadının getirdiği sıcak su dolu kovayı Malissa'ya bağışladım. O banyoya girdiğinde de rahat olması için ben pansiyonun terasına çıkıp köyü seyrettim.

Biz, -Melissa ve ben- sabah ilk otobüsle Pokhara'ya gidecektik. Biletimizi akşamdan almak üzere sokağa çıktık. Bu arada İspanyol arkadaşlarımız da geldiler. Onlar başkent Kathmandu'ya gitmek istiyorlardı. Seyahat acentasında hem para bozdurduk, hem de sıkı bir pazarlık sonunda otobüs biletlerimizi satın aldık. Nepal Rupisi ile Pokhara bileti için ödediğim rakam altı dolardı...(390 NRS./1$=62 NRS)


POKHARA 
  
9-10 Şubat, 2008

Nepal'in coğrafi yapısı bellidir. İnsanlar buraya dağları için geliyor. Bu bölgeler dünyanın en yüksek rakımlı dağları ile "Dünyanın çatısı" olarak anılır. Otobüsümüz, her yerleşim yerinde durup indi-bindi yaparak ancak dokuz saatte Pokhara'ya gelebildi. Sadece yüzdoksan kilometrelik yolun bu kadar uzun zaman sürmesi size bu ülkedeki yolculukların ne kadar çetin geçtiğini anlatmaya yetecektir...

Pokhara'da şehir merkezindeki bir caddede, turizm büroları önünde indik. Taksiciler adeta üzerimize saldırdılar. Onları kırmamak için hiç pazarlık etmedik. En uygun fiyatı veren birini tercih ederek göl kıyısındaki turistik bölgeye geldik. (129 NRS.) Melissa'nın rehber kitabından (Loney Planet) tercih ettiği iki ayrı gueshouse vardı. Bunlardan biri ile anlaşıp her birinin geceliği beş dolar olmak üzere ayrı odalara yerleştik. 

Melissa ile ilk akşam  yemeğe beraber çıktık. Masamızda onun tanıştığı kendi ülkesinden pek çok kişi vardı. Hepsi de yirmili yaşlarda kendi çocuklarım kadardılar. Açıkçası aramızdaki bu açık yaş farkı bana kendimi yalnız hissettirdi. Sabah için tek başıma plan yaptığımı söyleyerek yatmak üzere pansiyona döndüm. Yol arkadaşlığımızın sonunda onu da kendi planları ve akranlarıyla bıraktım. Teşekkürler genç Melissa!